“Altın Pasaport” satışlarında yolun sonu

AB Adalet Divanı (ABAD), “altın pasaport” satma uygulamasına son verecek çığır açıcı bir karar aldı. Uygulama, Malta ve Kıbrıs gibi üye devletlerin, Avrupa vatandaşlığını ticari bir faaliyet haline getirmesine neden olmuştu.

ABAD 29 Nisan Salı günü, Malta aleyhine bir kınama kararı aldı. Bu çığır açıcı karar, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti tarafından itidal ile karşılandı. Hükümet, kendi altın pasaport programı olan Yatırım İçin Vatandaşlık Programı’nın (CIP) – ABAD’a taşınmayacağını umuyor.

Hükümet sözcüsü Constantinos Letymbiotis Kıbrıs Araştırmacı Habercilik Ağı CIReN’a yaptığı açıklamada, “Kıbrıs Cumhuriyeti, bir AB üye devleti olarak, AB Adalet Divanı kararlarına tümüyle saygı duyuyor ve bunları uyguluyor,” dedi. Letymbiotis şöyle devam etti: “Kıbrıs, Kasım 2020’de kendi yatırım için vatandaşlık programını kaldırdı.” Malta, vatandaşlık verme işleminin üye devletlerin münhasır yetkisi olduğu şeklindeki artık geçersiz olan bir argümana dayanarak bunu yapmayı reddetmişti. Nikos Anastasiades’in 10 yıllık cumhurbaşkanlığı sırasında Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin de argümanı bu yöndeydi ve herkes kadar Avrupa vatandaşlığını istismar etmişti. Ancak, AB Adalet Divanı, Malta’nın “vatandaşlık edinme sürecini esas itibarıyla salt bir ticari işlem haline getiren” bir prosedür uyguladığına karar verdi.

Devlet-vatandaş bağı / AB vatandaşlığının ticarileştirilmesi

ABAD, söz konusu ticarileşmenin, “bir Üye Devlet ile vatandaşları arasında gerekli olan dayanışma ve iyi niyet bağının kurulmasını, veya Üye Devletler arasında karşılıklı güvenin sağlanmasını mümkün kılmadığını, ve dolayısıyla samimi işbirliği ilkesinin ihlalini teşkil ettiğini” belirtti.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “altın pasaportlar” Soruşturma Komitesi başkanlığını yapmış olan eski Yüksek Mahkeme Başkanı Myron Nicolatos, CIReN’e, “ABAD’ın kararına katılıyorum, AB hukuku, Avrupa vatandaşlığının fiili bir şekilde ticarileştirilmesine izin vermiyor,” dedi. Nicolatos (7/6/2021) tarihli bulgusunda, “vatandaşlıkların yarısından fazlasının (%53) yasadışı veya usulsüz” olduğunu, ve “ciddi şeffaflık ve hesap verebilirlik sorunları” yarattığını vurgulamıştı.

Karşılaştırmalar

Kıbrıs ve Malta yıllar boyunca yolsuzluk, en üst düzeyde siyasi müdahaleler ve denetim eksikliğiyle ilgili şayialar arasında yoğun eleştirilere maruz kaldı. Suç geçmişine sahip kişiler, kaçaklar, dolandırıcılar, oligarklar ve diğerleri, uluslararası medya ortaklıkları ve bir kısım cesur yerel medya tarafından araştırıldı. Her iki hükümet de, benzer argümanlar öne sürerek eleştirilere küstahça yanıt verdi: ulusal çıkarları korumak ve kişilere fayda sağlamak! Uluslararası Şeffaflık Örgütü’ne göre, “Sayısız vaka, bu programların, dünyanın dört bir yanından yolsuzluğa bulaşmış insanlar için nasıl güvenli bir liman sağladığını gösterdi.”

Malta hükümeti 2014’ten bu yana 5300 kişi ve yakınlarına “altın pasaport” verilmesini onayladı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşdeğer vatandaşlık programı 2007’den 2020’ye kadar yürürlükte kaldı, ancak altın pasaportların çoğu – yaklaşık 7000’i – Anastasiades hükümeti tarafından onaylandı.

Kıbrıs’ın manevraları

Malta ne kadar inatçı ise, Kıbrıs Cumhuriyeti de o kadar rahat. Kıbrıslılar hem en üst siyasi düzeydeki sorumluluklardan, hem de AB nezdinde ortaya çıkacak sonuçlardan kaçınmakta yetenekli olduklarını kanıtladılar. Hükümetin yanıltıcı altın pasaport programı adeta bir patlama yaşadı ve 10 milyarlık bir ciro sağladı. Anastasiades, 2019’da Avrupa Komisyonu’nu suçlamaktan ve “bilinen nedenlerle Kıbrıs’ı hedef aldığını” söylemekten çekinmedi. Ancak bunun altını hiç bir zaman doldurmadı. Medyada nüfuz sahibi olan çok sayıda lobici, gazetecilerin ifşaatlarını küçümsedi ve “Ekonomimize zarar vereceksiniz” dedi. Ekim 2020’de, Al Jazeera’nın ifşaatının ardından Anastasiades tehditler savurdu. Bir noktada gazetecilere “Bana Al Jazeera’den bahsetmeyin ki şeytan sizi almasın” dediği duyuldu.

Avrupa Komisyonu, 20 Ekim 2020’de Kıbrıs’a bir uyarı mektubu gönderdi. Binlerce kişi Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı aldı. Birçoğu ya bilinmiyor, ya da ortadan kayboldu ve Kıbrıs’la fiziksel bir bağlantıları yok. Ancak Avrupa vatandaşları olarak dünyanın dört bir yanında dolaşıyorlar. Bu tepkiler arasında, Anastasiades hükümeti 1 Kasım 2020’den itibaren vatandaşlık programını kaldırıldığını duyurdu. Ancak yaratıcı bir şekilde, beklemede olan yüzlerce başvuruyu Temmuz 2021’e kadar işleme sokmaya devam etti. Bu, güçlü müteahhit ve emlak lobilerini memnun etti.

Vatandaşlık programının nihai sonu, Avrupa Komisyonu’nun 9 Haziran 2021’de, ABAD’dan önceki son adım olan gerekçeli bir görüş yayınlama kararıyla aynı zamana denk geldi. Anastasiades savunmaya geçti ancak programın “zayıflıkları olduğunu ve az sayıdaki kişi tarafından istismar edildiğini” kabul etti.

7 Haziran 2021’de, Nicolatos başkanlığındaki Soruşturma Komitesi, Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlık programının zayıflığını ortaya koyan kararını yayınladı. Yüksek risk teşkil ettiği belirlenen 280 yatırımcıdan oluşan bir liste hazırladı ve bu kişilerin pasaportlarının iptali için bir prosedür önerdi. O günden beridir Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti son derece uzun ve şeffaf olmayan bir prosedür uyguluyor. Letymbiotis CIReN’e “İçişleri Bakanlığı, CIP aracılığıyla Kıbrıs vatandaşlığı elde eden tüm bireyler için devamlı bir tarama uygulamakta ve vatandaşlığın iptali için ilgili ulusal mevzuatın gerekliliklerinin karşılanması durumunda, ulusal yasal çerçeveye uygun olarak Kıbrıs vatandaşlığından mahrum bırakma işlemini gerçekleştirmektedir,” dedi. Letymbiotis, verilen toplam vatandaşlık sayısı veya iptal edilenler arasından hangi ve kaç vakanın doğal bağ içerdiği gibi daha spesifik soruları yanıtlamayı reddetti.

Nicolatos’un bulgularına göre, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hilesi, vatandaşlık programının asgari ikamet süresi (AB’de 12 aydır) içermemesiydi. Dolayısıyla, vatandaşlık başvurusunda bulunmadan önce başvuru sahibi ile Kıbrıs arasında fiziksel bir bağ sağlanmıyordu.

Nicolatos, “Bir Üye Devletin vatandaşlığını elde etmek için, kişinin kan bağı, doğum veya ikamet süresi yoluyla ülkeyle güçlü bağlara sahip olması gerektiğini” vurguladı.

Ocak 2023’e kadar Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarının 222 pasaportu iptal etmeye karar verdiği öğrenilirken, Kasım 2024’e kadar bu sayı 286’ya ulaştı. Kaç iptal kararının nihai olarak etkilenen kişilerin başvurduğu temyiz mahkemesinde verildiği ve pasaportların gerçekten iptal edilip edilmediği hiçbir zaman açıklanmadı. CIReN’in elde ettiği bilgilere göre, bu sayı 100’ü bile geçmeyebilir.

Nicolatos, “(bir pasaportun) iptalinin basit bir mesele olmadığına” inanıyor “çünkü pasaport sahipleri yasal haklar elde etmiş olabilir.” Nicolatos şöyle devam ediyor: “Bir eylemin, hatta yasadışı bir eylemin iptali, ilgili kişinin bunu yasal bir dayanak olarak kullanmış olabileceği için zorluklar içerir…”

Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden Doçent Costas Paraskevas daha katı bir görüşe sahip. Paraskevas, “Bu tür pasaportların iptali, yol açabileceği herhangi bir yasal soruna rağmen, ortaya çıkan şüphe ikliminin tersine dönmesini sağlayacak bir adım olacaktır” diyor. “Bu, fiili olarak aşınmış bir Üye Devlet vatandaşlığına ilişkin kararların karşılıklı tanınmasını güçlendirmeye katkıda bulunacaktır.” Paraskevas siyasi güvenilirlik sorununu da değinerek, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, çözülmemiş Kıbrıs sorunu nedeniyle AB’ye kabul edilmek için hukuki mücadeleler verdiği unutulmamalıdır. Şimdi, AB vatandaşlığının ticarileştirilmesiyle ilgili bir davada ifşa oldu” diyor.

Bu makale Kıbrıs’taki “Politis” ve Yunanistan’daki “Journal of Editors” (Ef.Syn) gazetesinde eş zamanlı olarak yayınlandı.