Nisan ayının yağmurlu bir öğleden sonrasında Limasol’daki bir kafeteryada, Bassam, açık denizde şişme bir lastiğe tutunmuş halde kurtuluş ve ölüm arasında geçirdiği üç gece ve üç günün yürek burkan ayrıntılarını anlattı.
14 Mart 2025 Cuma günü sabahın erken saatlerinde, Bassam, kardeşi, kuzeni ve bir komşusu ile birlikte, bir insan kaçakçısının peşinden Suriye sınırını geçip Lübnan’a ulaştı. Burada Yamaha motorlu küçük bir fiberglas tekneye bindiler. Tekneye 21 erkeğin yanı sıra, galonlarca yakıt, su ve iki kutu hurma yüklenmişti. Yaklaşık 160 km batıdaki Kıbrıs’a yolculukları, deniz koşullarına ve navigasyon becerilerine bağlı olarak, saatler veya günler sürebilirdi.
Aralık 2024’te Suriye’deki Esad rejiminin çöküşü, Bassam gibi etnik azınlıklara mensup kişiler için ani bir istikrarsızlık yaratmış ve binlerce kişi aşırı unsurların saldırıları ve misillemelerinden korkarak kaçmaya başlamıştı. (Teknedeki erkeklerin çoğunluğu Sünniydi. Bu Suriye’deki en büyük dini grup.)
Nisan 2024’te, iktidar değişikliğinden sekiz ay önce, Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilileri ülkenin güvenlik durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini öne sürerek Suriyeli vatandaşların sığınma başvurularını işleme almayı durdurdu. Orta Doğu’ya olan yakınlığı nedeniyle Kıbrıs, kişi başına düşen sığınma başvurusu sayısı bakımından AB ülkeleri arasında en yüksek orana sahipti. Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti, insan akışını azaltmayı amaçlayan politikaları uygulamaya koydu. Ancak Bassam, Facebook’ta, başvuruların yeniden işleme alınmaya başladığını okumuş ve bu yanıltıcı paylaşımları yapan insan kaçakçısı ile iletişime geçmişti. Bassam, Suriye Araştırmacı Gazetecilik ve Hesap Verebilirlik Derneği’ne (SIRAJ), kaçış ücretinin 3,300 dolar olduğunu ve bunun 2,000 dolarını peşin ödemesi gerektiğini söyledi.
İyi hava ve sakin deniz koşullarında, şafak sökmeden bindikleri fiberglas teknenin henüz güneş batmadan Kıbrıs’a ulaşması gerekiyordu. Ancak yolculuk beklenenden daha uzun sürdü.
Olayların zaman içindeki akışı bulanık. Ancak gazetecilerin elde ettiği telefon kayıtları, hayatını kaybeden yolculardan 21 yaşındaki Hassan’ın saat 18:16’da şoförün uydu telefonundan babasını aradığını gösteriyor. Güneş halihazırda batmıştı ve Bassam’a göre Kıbrıs kıyılarının ışıklarını görebiliyorlardı.
Bassam, Mart ayı dolunayının altında dalgaların giderek büyüdüğünü ve küçük teknenin, boşaltabildiklerinden daha hızlı bir şekilde suyla dolduğunu hatırlıyor. Arkadan vuran büyük bir dalga sularla boğuşan tekneyi batırıyor. Teknedeki erkeklerin hepsi kendilerini denizin karanlığında buluyorlar.
Bassam’ın pantolonunun cebinde küçük bir plastik su şişesi ve kaçakçıların her yolcuya dağıttığı şişme lastik var. 16 dereceye kadar düşen buz gibi su çalkantılı. Başlangıçta kardeşi de dahil olmak üzere beş erkek yolcu denizin içinde Bassam’ın yakınlarında. Ancak kısa süre sonra dalgalar onları birbirlerinden uzağa sürüklüyor.
Ertesi sabah güneş doğduğunda Bassam’ın gözleri önce kardeşini arıyor. Onu uzaktan görse de yanına ulaşamıyor. Sudaki diğer erkeklerin birbirlerine seslendiğini ve dua ettiğini duyabiliyor.
Bassam’ın küçük su şişesi hala yanında. Ancak yakınında bir şişme lastikten kayıp düşen bir kişiye yardım etmeye çalışırken bir dalga su şişesini alıp götürüyor. Bassam daha sonra, lastiğini bırakıp Kıbrıs’a yüzmeye çalışan bir başka kişinin boğulmasını izliyor.
Bassam yüzme bilmiyor ve bu yüzden şişme lastiğe tutunarak Tanrı’ya dua ediyor. Birçok ticari ve balıkçı tekneleri görüyor ve sesleniyor. Ancak tekneler yanından geçip gidiyor. Bir ara askeri bir helikopter görüyor. Ama o da geçip gidiyor. Sonunda, kurumuş boğazından artık ses çıkmıyor. Pazartesi günü uyandığında tamamen yalnız olduğunu görüyor.
Bassam, beyaz bir helikopter tarafından denizden çıkarılmadan önce yaklaşık 64 saat hayatta kaldı. Kıbrıs Cumhuriyeti sahil güvenlik gemisi Bassam’dan bir saat önce de hayatta kalan diğer kişi olan Raad’ı tespit etmişti. Teknedeki diğer erkeklerin hepsi hayatını kaybetmişti.
20 yaşındaki Raad, olayları, Bassam’ın anlattıklarına benzer şekilde aktardı. Bir tercüman aracılığıyla gazetecilere, dalgaların akşam 9 civarında yükselmeye başladığını, teknenin, yolcuların boşaltabildiğinden daha hızlı su aldığını anlattı. Raad, teknenin sonunda battığını ve herkesin karanlık sularda çırpınmaya başladığını söyledi.
Teknenin batmasının ardından geçen saatler ve günler boyunca, yolcuların bitkinlik ve umutsuzluğa yenik düştüğünü belirten Raad, yavaş yavaş sönmekte olan bir lastiğin üzerinde aç ve susuz, diğer yolcuların tek tek suyun altında kayboluşunu izledi. Deniz dondurucu derecede soğuktu. İkinci gece zihninin bulanmaya başladığını hissetti. Kurtarıldıktan çok sonra bile boğazının yanmaya devam etmesine neden olan deniz suyunu içti ve hayatta kalma umudu olmadan şişme lastiğe tutunarak su yüzünde kaldı
Raad, Pazar günü bile, kıyıyı görebiliyor olmasına rağmen herhangi bir arama belirtisi olmadığınıi söyledi. 17 Mart Pazartesi günü kurtarma çalışmaları için gelen bir tekne Raad’ı sudan çıkardı. Raad, parmağını bile kıpırdatamayacak halde hastaneye kaldırıldı.
Raad, Ağustos 2025 itibarıyla üç arkadaşıyla paylaştığı daireden kirayı ödeyemedikleri için tahliye edildiğini anlatıyor. Ev arkadaşlarından biri başka bir ev bulmuştu ve Raad da geçici olarak orada kalmıştı. Gazetecilerle, görüşmelerinden önceki gece sokakta uyuduğunu aktarıyor.
Raad, 210 euro’luk tek bir sosyal yardım ödemesi aldığını, ardından yardımın kesildiğini söylüyor. Büyük bir borç içinde olduğunu ve son aylarda ruh sağlığı için ilaç kullanmaya başladığını ekliyor.
Sünni Müslüman olan Raad, ailesinin Hama’daki evi Suriye iç savaşında yıkıldığında ve Lübnan’a taşındıklarında çocuktu. Eğitim alma şansı bulamadığını, bu yüzden yerel çetelerin mülteci işçileri sömürdüğü bir dönemde seyyar olarak sebze sattığını anlatıyor. Hayalinin Kıbrıs’ta, ailesine yardım etmesine olanak sağlayacak insani koşullarda herhangi bir iş bulmak olduğunu söylüyor.
Kıbrıs ve Suriye’den gazeteciler, yetkililer, hayatta kalanlar ve sivil toplum kuruluşu çalışanlarıyla yaptıkları görüşmelerin yanı sıra, yetkililerin yaptığı açıklamalar ve gemi ve uçak takip verilerine dayanarak, o üç gün ve üç geceye dair en kapsamlı araştırmayı yaptılar.
Bir kurtarma helikopteri denizden bir kişiyi kurtarıyor. Foto: CNA, 18 Mart 2025. İzin alarak yeniden yayınlanmıştır.
Çelişkili Arama Çalışmaları
Akrabaları o gece yola çıkanlardan haber alamayınca ve uydu telefonundan kimseye ulaşamayınca paniğe kapıldılar.
Akdeniz’de zor durumda olan mültecilere yardım eden ve gönüllülerden oluşan bir grup olan Med Alarm Phone, 15 Mart Cumartesi günü yolculardan birinin bir akrabasının kendileriyle iletişime geçtiğini aktardı ve uydu telefonunun numarası ile yolculardan birinin gönderdiği bir fotoğrafı gazetecilerle paylaştı. Görüntüde, Alarm Phone’un koordinatları ve fotoğrafın ne zaman çekildiğinin belirlenmesine olanak tanıyan coğrafi konum meta verileri vardı. (Gazeteciler bu meta verileri bağımsız olarak doğrulayamadı.)
Alarm Phone, Kıbrıs saatiyle 23:11’de, bir teknenin tehlikede olduğuna dair yetkililere ilk uyarıyı e-posta yolu ile yaptı ve tahmini koordinatları bildirdi. Tekenin batmasının üzerinden halihazırda 24 saatten fazla zaman geçmişti.
Alarm Phone gönüllüleri, e-postanın ardından, çok yönlü acil durum müdahalelerini denetleyen Kıbrıs merkezli Ortak Kurtarma Koordinasyon Merkezi’ni (JRCC) aradıklarında, kendilerine yetkililerin durumu araştırdıkları söylendi.
JRCC, gazetecilere, o gece derhal bir arama ve kurtarma operasyonu başlattıklarını söyledi, ancak Alarm Phone’un tehlike uyarısının doğrulanmadığını da vurguladı.
JRCC’nin o zamanki Komutan Yardımcısı George Economou (daha sonra komutan olarak atandı) CIReN’e, “Birçok ihbar doğrulanıyor, ancak hepsi değil” dedi. Alarm Phone’a atıfta bulunarak, “Gerçekle örtüşmeyen bilgiler paylaştıkları vakalar oldu” diye ekledi.
JRCC’nin o zamanki Komutanı Andreas Charalambides, gazetecilere, “Bizim bir bilgi derecelendirme sistemimiz var,” dedi. “Birinin tehlikede olduğuna dair gelen bir bilgi doğrulanmamışsa, tehlike olduğu doğrulanana kadar izlediğimiz belirli bir süreç ve inceleme var.”
“Süreç, sanki tehlike doğrulanmış gibi ilerliyor – sadece kurtarma operasyonu yapılmıyor. Yani doğrulama gerçekleşene kadar arama ve kurtarma çalışmalarından, sadece arama bacağını yapıyoruz.”
Gazeteciler, Charalambides’in bahsettiği sürecin, uydu telefonu servis sağlayıcısıyla iletişime geçmeyi, kıyıdaki kameralar ve radarla önemli alanları taramayı, ve yakındaki gemilere telsiz uyarısı göndermeyi içerdiğini anladılar.
Economou’ya göre, o gece denizde olan devriye gemisi Pentadaktylos, AlarmPhone’un e-posta ile paylaştığı konuma yönlendirilmişti.
OCCRP tarafından elde edilen ve gazeteciler tarafından analizi yapılan gemi takip verileri, Pentadaktylos’un o gece her zamanki devriye rotasını izlediğini, ancak Alarm Phone’un verdiği koordinatlarına yaklaşmadığını ve gece yarısı ile sabah 8 arasındaki saatlerde söz konusu koordinatların en az 30 km uzakta olduğunu gösteriyor.
Veriler, Pentadaktylos gemisinin Pazar günü sabah saat 9 civarında Ayia Napa marinasına yanaşmasından sonra, Alarm Phone’un işaret ettiği bölgede bir aktivitenin başladığını gösteriyor.
Yetkililer, CIReN’e, saat 9 civarında, uydu telefon şirketinden gemi kaptanının telefonunun son konumunun koordinatlarını – ki burası Alarm Phone’un koordinatlarından sadece 20 deniz mili uzaktaydı – ve son sinyalin 30 saat önce gönderildiğinin teyidini bağımsız olarak aldıklarını söyledi.
Takip verileri, Kıbrıs Cumhuriyeti polis botu Evagoras Pallikaride’nin Pazar günü AlarmPhone’un koordinatlarının 20-25 km kuzeyinde bir bölgede devriye gezdiğini gösteriyor.
Yetkililere göre, Pazar günü arama kurtarma helikopterleri görevlendirildi. Hava takip verileri, bir gözetleme uçağının bölgede daireler çizdiğini gösteriyor. Yetkililer, daha sonra yaklaşık 2,750 deniz mili karelik bir alanı aradıklarını belirtti.
Ancak, Pazartesi öğleden sonra Sahil Güvenlik tarafından hayatta kalan ilk kişinin bulunmasının ardından, Adalet Bakanı, Savunma Bakanı’nın açıklamalarını tekrarlayarak, bunun “tamamen rastgele ve tesadüfi” olduğunu kamuoyuna açıkladı. Ortak Kurtarma Merkezi JRCC de Pazartesi öğleden sonra başlattıkları arama kurtarma operasyonu sonucunda ikinci bir kişinin kurtarıldığını ve yedi cesedin bulunduğunu aktardı.
Economou’ya göre, kurbanlar, arama çalışmalarının başlatılmasından 37 saat sonra, ellerindeki koordinatlardan 12 deniz mili, ve uydu telefonunun bilinen son konumundan 14 deniz mili uzaklıkta bulundu.
JRCC, bu soruşturmada tespit edilen tutarsızlıkları açıklamayı reddett ve gazetecileri, 19 Mart 2025 tarihli bir basın açıklamasına yönlendirdi. Söz konusu açıklamada, iki gün önce kurtarılan kişilerin ifadelerinde tutarsızlıklar olduğu ve Alarm Phone tarafından Cumartesi gecesi bildirilen tekne enkazıyla ilgisinin olmayabileceği belirtiliyordu.
“Pentadaktylos” gemisi 15-16 Mart 2025’te devriye geziyor. Foto: Küresel Balıkçılık İzleme
Sistemde Var Olabilmek
Gemi kazasından sonra AlarmPhone, Kıbrıs Cumhuriyeti yetkililerinin “zamanında ve yeterli şekilde” hareket edip etmediklerini, hangi somut adımların atıldığını ve kazanın ardından yapılanların incelenip incelenmeyeceğini sorgulayan bir açıklama yayınladı.
Kıbrıslı Rum siyasi partiler AKEL, VOLT ve YEŞİLLER’in yanı sıra sivil toplüm kuruluşu Kıbrıs Barış Konseyi de gemi kazasına yol açan koşulların araştırılmasını talep etti.
Gazeteciler, Nisan ayında, gemi kazasıyla ilgili polis soruşturmasının devam ediyor olduğunu doğruladı ancak yayın saatine kadar soruşturmanın durumu ile ilgili bir bilgi alamadı. JRCC, kendi müdahalesine ilişkin yürütülmekte olan iç soruşturma hakkındaki sorulara yanıt vermedi.
Bu arada, hayatta kalan kişiler Kıbrıs Cumhuriyeti’nde hukuki bir belirsizlik içinde.
Sığınma talebinin onaylanmasını bekleyen Bassam, akrabalarıyla birlikte Limasol’da yaşıyor. Raad’ın kalıcı olarak kaldığı bir ev veya maddi desteği yok.
Göç Bakanlığı, CIReN’e, 2025 ortalarında Suriyeli sığınmacı başvurularının işleme alınmasına yeniden başlandığını, ancak çoğu başvurunun reddedildiğini söyledi.
Bakanlık gönderdiği e-postada, “Her zaman yapılan bireysel değerlendirmeler sonucunda kararlar alındı, ve önemli sayıda başvuru reddedildi,” dedi.
Ancak kurtulan kişiler CIReN ve SIRAJ’a durumları ile ilgili kendilerine hiçbir şey söylenmediğini aktardı.
BM Mülteci Yüksek Komiserliği tarafından finanse edilen ve sığınma hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşu Kıbrıs Mülteci Konseyi’nin kıdemli hukuk danışmanı Corina Drousiotou, söz konusu iki kişinin kurtarıldıktan kısa bir süre sonra hastaneden, sosyal yardım veya barınma açısından “devlet tarafından, psikolojik veya maddi hiçbir destek olmadan” taburcu edildiğini söyledi. Drousiotou, Bassam ve Raad’ın başlangıçta Sosyal Refah Hizmetine ve sığınmacıların hak sahibi olduğu yardımlara erişimlerinin engellendiğini de ekledi.
Drousiotou, CIReN’e, “Hayatta kalanlardan biri azınlık grubuna mensup ve ilgili topluluktan destek alırken, diğerinin topluluk desteği yok ve hâlâ mücadele ediyor, çünkü aldığı yardımlar sık sık gecikiyor ve bu da evsiz kalmasına yol açıyor” dedi.
Kıbrıs Mülteci Konseyi, Göç Politikası Bakanlığı bünyesindeki İltica Hizmetlerinin, savunmasız durumda olmaları nedeniyle hayatta kalan iki kişinin vakalarına öncelik vermesini beklediklerini, ancak “bugüne kadar durumlarının hala beklemede olduğunu” söyledi.
Göç ve Uluslararası Koruma Bakan Yardımcılığı, CIReN’in konu ile ilgili yorum talebine yanıt vermedi.
Suriye’de bir üniversitede kimya okuyan ancak statüsü nedeniyle Kıbrıs’ta çalışmasına izin verilmeyen Bassam, “Geri dönmeyeceğim,” dedi. “Oradaki durum korkunç; kendi bölgelerimizde bile cinayetler, kaçırmalar ve kaostan başka bir şey yok.”
İki kişinin kurtarıldığı gün tespit edilen kurbanların yakınları, gazetecilere, naaşları defnedilmek üzere Suriye’ye geri göndermek için 3,000 euro ödediklerini söyledi.
Lojistik işlemleri yürüten Kıbrıs’taki bir cenaze evi, bulunan yedi cesetten altısının nakliyesini ayarladıklarını ve toplam tutarın, her bir cesedin Larnaka havaalanından Lübnan havaalanına transferi için 2,500 euro ve cesetlerin Suriye’ye transferinden önce resmi iade belgelerini Yunancadan Arapçaya tercüme etmek için 500 euro olduğunu doğruladı.
Kurbanların cesetleri, karton kutularda, kağıda basılmış ve bantlanmış renkli fotoğraflarıyla birlikte memleketlerine ulaştı.
Cenaze evinden bir çalışan, gazetecilere, ailelerin Kıbrıs Cumhuriyeti yetkililerinin iade evraklarını düzenlemesi için 77 gün beklediğini ve nakliye masraflarının hükümetlerden hiçbir yardım almadan aileler tarafından ödendiğini söyledi.
17 Mart’ta bulunan yedi kurbandan biri olan Bassam’ın 25 yaşındaki kuzeni, Kıbrıs’ta defnedilen tek kişiydi. Bassam, cenaze masraflarının (1,500 euro) bir aile dostu tarafından karşılandığını anlattı. Bassam, komşusunun cesedinin Lübnan kıyılarında tespit edildiğini, kardeşinin ise hala kayıp olduğunu belirtti.