Ersin Tatar’ın iddialarına rağmen, AİHM, bir Kıbrıslı Rum mülk sahibinin açtığı davaya ilişkin son kararında, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun performansında ciddi kusurlar tespit etti ve Türkiye’nin hak ihlallerinden sorumlu olduğunu bir kez daha vurguladı.
İddia:
Kıbrıslı Türk lider Ersin Tatar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Haziran ayında verdiği bir kararın, “Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (TMK), Kıbrıslı Rumların Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) terk etmiş oldukları taşınmaz mallara yönelik iddiaları bakımından tüketilmesi gereken etkin bir iç hukuk yolu olduğunu bir kez daha teyit” ettiğini belirtti.
“Karara konu başvuru bakımından TMK önündeki süreçte bir kısmı başvurandan kaynaklı bazı gecikmeler yaşandığını da kayda geçiren AİHM, KKTC makamlarının TMK’daki süreçlere zamanlı katılımında ve geç yargılamaya ilişkin çare üretilmesinde de fayda gördüğünü belirterek, bu başvuru bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1. Protokolün 1. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine hükmetmiştir.”
“AİHM’in bu kararı, mülkiyet rejimimizi ve bunun ayrılmaz parçası olan TMK’yı yok sayarak, vatandaşlarımız aleyhinde saldırgan siyaset güden Rum tarafına bir cevap niteliğindedir.”
“TMK vardır ve etkinliğini istikrarlı bir şekilde sürdürmektedir.”
Kıbrıs Araştırmacı Habercilik Ağı (CIReN), Tatar’ın alıntılanmış ifadelerini inceliyor, doğruluklarını kontrol ediyor ve kararını açıklıyor.

Gerçekler:
AİHM 1990’ların başından itibaren, yerinden edilmiş olan Kıbrıslı Rumların kuzeyde kalan mülkleri ile ilgili çok sayıda başvuru aldı.
1996 yılındaki emsalı bir kararda (Loizidou – Türkiye davası), AİHM Türkiye’yi Kuzey Kıbrıs’taki mülkiyet hakkı ihlallerinden sorumlu tuttu ve Kıbrıslı Rumların mülkiyet haklarının geçerliliğini koruduğunu belirtti.
BM şemsiyesi altında yürütülen barış çabaları kapsamında 2004 yılında yapılan eş zamanlı referandumlarda Kıbrıs Rum toplumu önerilen kapsamlı çözüm planını reddederken, Kıbrıs Türk toplumu plana “evet” oyu verdi. Böylece adayı yeniden birleştirme çabaları başarısızlıkla sonuçlandı.
AİHM, 2005 yılında verdiği bir başka kararda (Xenides-Arestis – Türkiye davası) Türkiye’nin mülkiyet ihlalleri için gerçek ve etkin çözüm sağlayan bir iç hukuk mekanizması geliştirmesini talep etti. TMK, bu kararın ardından, 2006 yılında, Kıbrıs’ın kuzey kesiminde, Kıbrıslı Rumların mülkiyet taleplerini ele almak ve mülklerin iadesi, takası veya tazmin edilmesi yönünde karar üretmek için yerel bir mekanizma olarak kuruldu.
2010 yılında verdiği daha sonraki kararda (Demopoulos – Türkiye davası), AİHM, TMK’nin Kıbrıslı Rumların mülkiyet talepleri için etkin ve erişilebilir bir iç hukuk yolu olduğuna karar verdi. Bu karar, Mahkeme’yi Kıbrıslı Rumlar tarafından getirilen binlerce başvuruyui ele almaktan kurtardı.
Kıbrıs’ın kuzeyinde kapalı Maraş’ta bulunan bir sitenin sahibi olan K.V. Mediterranean Tours Limited, Temmuz 2010’da, kullanım kaybı nedeniyle tazminat ve ayrıca, mülkün iadesi talebiyle TMK’ya başvurdu. TMK’daki süreç yaklaşık on beş yıldır devam ediyor.
Şirket, TMK’daki sürcin etkin olmadığı iddiasıyla davayı AİHM’ye taşıdı.
Mahkeme ne dedi?
AİHM, “işlemlerin uzamasının esas olarak TMK’nın ve Kıbrıs Türk makamlarının pasif yaklaşımından kaynaklandığını” belirterek şunu söyledi: “Mevcut davada TMK, başvuru sahibi şirketin iddiasını incelerken tutarlı, özenli ve gerekli süratle hareket etmemiştir.”
Mahkeme ayrıca, “mevcut davanın, Sözleşme gerekliliklerine uyumun sağlanması için, ve özellikle de sürecin hızlandırılması ve TMK önündeki işlemlerde yaşanan gecikmeler karşısında gerçekten etkin bir çözüm sağlayacak bir hukuk yolunun oluşturulması için, tutarlı ve uzun vadeli çabaların devam etmesi gerektiğini açıkça gösterdiğini” ifade etti.
Mahkeme, değerlendirmesinde, TMK önündeki süreçlerin aşırı uzun sürmesinin yeni bir sorun olmadığını belirtti ve “Daha önceki benzer davalarda Mahkeme, yargılamaların uzun sürmesini eleştirmiş ve özellikle “KKTC” makamlarının başvuranların TMK önündeki taleplerine zamanında yanıt vermemesine atıfta bulunmuştur,” ifadesini kullandı. Ayrıca, TMK’nın işleyişindeki gelişmeleri ve Kıbrıslı Rumların mülkiyet taleplerini etkili bir şekilde ele alma becerisini yakından takip ettiğini de açıkça belirtti.
Karar: Yanıltıcı

Tatar, her ne kadar Mahkeme’nin gecikmelerden kaynaklanan mülkiyet hakkı ihlalleri tespit ettiğini kabul ediyor olsa da, genel olarak vermeye çalıştığı mesaj yanıltıcıdır. Kıbrıslı Türk lider açıklamasında TMK’dan kaynaklanan gecikmelerden bahsetmekten kaçınıyor. Bunun yerine, başvuru sahibinden kaynaklanan gecikmelerin altını çiziyor.
Oysa AİHM, kararında açıkça TMK’dan kaynaklanan ciddi kusurlar ve gecikmeler tespit etti ve Türkiye’nin tazminat ödemesini emretti. Ayrıca Mahkeme, TMK’yı hâlâ etkili bir iç hukuk yolu olarak görse de, gecikmelerin yeni bir konu olmadığını ve TMK’nın etkin işleyişini sürekli olarak gözlemlediğini ve değerlendirdiğini vurguladı.
Bu proje, Avrupa Medya ve Bilgi Fonu (EMIF) tarafından desteklenmektedir. Avrupa Medya ve Bilgi Fonu tarafından desteklenen herhangi bir içeriğin tek sorumluluğu yazarlara aittir ve EMIF ve Fon Ortakları, Calouste Gulbenkian Vakfı ile Avrupa Üniversite Enstitüsü’nün pozisyonlarını yansıtmayabilir.
