28 Ocak Çarşamba günü, iki lider, Nicos Christodoulides ve Tufan Erhürman, güven yaratmak ve Kıbrıslılar’ın günlük yaşamlarını iyileştirmek için Yeşil Hat boyunca yeni geçiş noktalarının açılması konusunda bir anlaşmaya varamadılar. BM, geçiş noktaları üzerinde bir anlaşmanın, adadaki olumsuz iklimin tersine çevrilmesi ve neredeyse dokuz yıllık çıkmazdan sonra barış çabalarının yenilenmesini destekleyeceğini umuyordu. Şimdilik bu mütevazı umut da suya düşmüş durumda.
Eğer iki Kıbrıslı lider yaklaşımlarını değiştirmezlerse, yaşanan çıkmazın sonuçları Kıbrıs için çok daha olumsuz olabilir. Bütünlüklü müzakereleri başlatmak amacıyla, üç garantör gücün (Yunanistan, Türkiye, Birleşik Krallık) de davetli olduğu, BM himayesindeki gayri resmi genişletilmiş “5+1” toplantılarına yönelik hazırlıklar da ertelenmiş durumda. Böylece, süreci yeniden başlatma çabalarının tamamı askıda, ve daha başlamadan başarısızlığa mahkum olmuş olabilir. En büyük bedeli ise, on yıllardır fiili bölünmüşlüğün çağdışı koşullarında yaşayan Yeşil Hat’ın her iki tarafındaki Kıbrıslılar ödüyor.
Güvenlik Konseyi, başarısız görüşmeden iki gün sonra aldığı bir kararda, “mevcut durumun sürdürülemez olduğunu, sahadaki durumun durağan olmadığını ve bir anlaşmaya varılamamasının siyasi gerilimleri artırarak iki toplum arasındaki yabancılaşmayı derinleştirdiğini, sahada geri döndürülemez değişikliklere yol açma riski taşıdığını, ve bir çözüm olasılığını azalttığını” bir kez daha vurguladı.
Bölünmüşlük duvarındaki çatlaklar
Geçiş noktaları, bölünmüşlük duvarına açılmış çatlaklardır. Bunlar, son yirmi yılda, bu bölünmüş adada sıradan insanların iletişim kurması ve etkileşim içinde olması için yaratılmış olan tek fırsattır. Ancak Kıbrıslılar, her gün, geçiş yapabilmek için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kalıyor. Bu, insanların geçmişte yaşamaya mahkum edildiklerinde ve liderlerinin anlaşmazlıklarının sonuçlarına katlanmak zorunda kaldıklarına neler olduğunun canlı bir örneğidir. 1980’lerden bu yana, liderlerden biri veya diğeri, bazen de her ikisi, 1970’lerden beri teoride kabul edilen ve onlarca Güvenlik Konseyi kararında kaydedilen “siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonu” içeren en az altı kapsamlı anlaşmayı reddetti. Kıbrıs 2004’ten beridir Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen, bölünmüşlük devam ediyor ve derinleşiyor.
Bu aşamada, iki lider, müzakereleri, neredeyse dokuz yıl önce stratejik bir anlaşmaya varmak için “tarihi bir fırsatın” kaybedildiği “Crans Montana”da kaldığı yerden nasıl başlatacakları konusunda anlaşamıyorlar. Ancak Genel Sekreter António Guterres, her iki liderin de ilerleme kaydetmek konusunda gerçekten samimi bir irade göstermeleri durumunda, iyi niyet misyonu çerçevesinde girişimde bulunmayı kabul etti. Bu nedenle de, samimi olduklarını kanıtlamak için yeni geçiş noktaları açmalarını istedi. Christodoulides ve dönemin Kıbrıslı Türk lideri Ersin Tatar, geçtiğimiz Mart ayında dört geçiş noktası açmak konusunda anlaşmışlardı. Ancak hangilerinin açılacağı konusunda bir uzlaşmaya varamadılar.
Christodoulides ve Erhürman’ın da bu konuda anlaşamaması doğal olarak şu soruları gündeme getiriyor:
Liderlerin geçiş noktaları açmasını engelleyen nedir?
Bunu başaramıyorlarsa, daha karmaşık sorunları nasıl çözecekler ve Kıbrıs’ta bir uzlaşmaya nasıl varacaklar?
Christodoulides-Erhürman görüşmesinin ardından, BM Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi Maria Angela Holguin, “5+1” gayri resmi toplantısının “şimdilik yapılmayacağını” belirtti. Kısa bir süre sonra “Politis” gazetesine verdiği röportajda Holguin, güven yaratıcı önlemler konusunda somut adım atılamamasını eleştirerek, “güvenilirliği ve karşılıklı faydayı temsil eden küçük, tutarlı adımların güveni kademeli olarak yeniden inşa edebileceğini” vurguladı. Holguin, “Güven sadece açıklamalarla değil, sürdürülebilir günlük eylemlerle inşa edilir” dedi.
Sonuçlar
Başarısızlığın ardından Güvenlik Konseyi, 1964’ten beri adada bulunan BM barış gücü UNFICYP’in görev süresini bir yıl daha uzatmaya karar verdi, ancak Genel Sekreter’den Temmuz 2026 ve Ocak 2027’de “özellikle anlamlı, sonuç odaklı müzakereler için bir başlangıç noktası üzerinde uzlaşma yönünde kaydedilen ilerlemeye ilişkin” raporlar ve ayrıca “misyonun etkisini ve genel performansını açıklamak üzere Güvenlik Konseyi’ne bütünlüklü, kanıta ve veriye dayalı analizler, stratejik değerlendirmeler ve açık tavsiyeler” içeren raporlar sunmasını istedi. Bunun ne anlama geldiği belirsiz, ancak UNFICYP’in geri çekilmesi, personel sayısının daha da azaltılması, veya görevini barış gücünden sadece gözlem amaçlı bir misyona dönüştürmesi durumunda Kıbrıslılar için belirsizliğin daha da artıracağı şüphesizdir.
Her halükarda, bunlar, Guterres’in Güvenlik Konseyi’ne sunacağı son raporlar olacak. Zira iki dönemi tamamlıyor ve 2026 yılının sonunda bu görevden ayrılacak. Uluslararası krizler, çatışmalar, karışıklık ve BM’nin rolüne yönelik engeller göz önüne alındığında, Guterres’in Kıbrıs meselesine ayırabileceği zaman sınırlı. Aynı zamanda, Genel Sekreter, ABD gibi BM’ye önemli mali katkılarda bulunan ülkelerin ödeme yapmaması durumunda, uluslararası örgütün yıl ortasına kadar mali açıdan çöküş riskiyle karşı karşıya kalacağı konusunda uyarıda bulundu. BM, Kasım ayında, Kıbrıs da dahil olmak üzere barış gücü misyonlarını etkileyen ciddi kesintiler yapmak zorunda kaldı; Kıbrıs’taki misyon şu anda birkaç yüz personelle sınırlı ve ara bölge ve 180 km’lik ateşkes hattının devriyesinden sorumlu.
Bu koşullar altında gayri resmi “5+1” toplantılarının ertelenmesi çok olumsuz bir gelişme ve kötü bir işarettir.
Çekinceler
Guterres, birbiri ardına gelen Kıbrıslı liderlerin, donmuş sorunu çözme konusunda verdikleri taahhütlere karşı uzun zamandır çekinceler besliyor. Bu çekincelerini 2017’den beri düzenli olarak raporlarında dile getiriyor. Guterres 2017 yılında, Genel Sekreterlik görevini yeni devralmıştı ve Nikos Anastasiades ve Mustafa Akıncı, stratejik bir anlaşmaya varmak üzereyken Crans-Montana’daki görüşmelerin çöküşüne bizzat tanık olmuştu. Taraflar anlaşmaya varamadan oradan ayrıldılar. Başarısızlığın ardından görüşmeler durdu ve 2020’de Ersin Tatar’ın seçilmesinin ardından Kıbrıs Türk yönetimi Türkiye’nin pozisyonunu benimseyerek federal çözümden vazgeçti. Taraflar arasındaki farklılıklar uzlaştırılamaz hale geldi.
Adadaki durumun kötüleşmesinin ağırlığı altında ve iki Kıbrıslı liderin talebi üzerine Guterres, 2024 yılında gayri resmi “5+1” toplantıları aracılığıyla yeniden sürece müdahil olmaya karar verdi. Guterres, 2025 yılının Mart ayında Cenevre’de ve Temmuz ayında New York’ta iki toplantı düzenledi. Genel Sekreter, Kıbrıslı liderlerin öncelikle ve en azından geçiş noktalarının açılması gibi güven yaratıcı önlemler açısından ilerleme kaydetmesi şartıyla üçüncü bir toplantı düzenlemeyi planlıyordu.
Ocak ayındaki olumsuz gelişmeler, Christodoulides ve Erhürman’ın Aralık ayında “gerçek amacın, Kıbrıs sorununun, BM Güvenlik Konseyi kararlarında belirtildiği gibi siyasi eşitlik çerçevesinde çözümü” olduğu konusunda anlaşmalarıyla ortaya çıkan kısa süreli umutları suya düşürdü. O dönemde liderler ayrıca, “güven yaratıcı önlemlerin elverişli bir ortam yaratmak için önemli olduğunu, ancak Kıbrıs sorununun çözümünün yerini tutamayacağını” da kabul etmişlerdi.
Bu olumlu gelişme, Genel Sekreter tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Genel Sekreter, 5 Ocak’ta Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda “Kıbrıs meselesinde ilerleme kaydetmek için yeni bir fırsat doğdu” dedi. Hatta “beş yıldan fazla bir süredir ilk kez temel siyasi konular üzerinde görüşmeler yapıldı” diye ekledi. Yeni gelişmelerden cesaret alan Guterres, dikkatli bir şekilde adımlar atılması çağrısında bulundu, ve “geçiş noktaları insanların günlük yaşamları üzerinde somut olumlu bir etkiye sahip olabileceği ve insanlar arasındaki teması artırarak karşılıklı anlayışı, ticareti ve ekonomik karşılıklı bağımlılığı güçlendirebileceği” için, iki lideri yeni geçiş noktalarının açılması konusunda gecikmeden bir anlaşmaya varmaları için teşvik etti.
Dört geçiş noktası – ama hangi dört?
BM, önceki iki gayri resmi “5+1” toplantısında güven yaratıcı önlemlere odaklanarak yeni geçiş noktalarının açılmasına vurgu yapmıştı. Dönemin Kıbrıslı Türk lideri Ersin Tatar idi. Geçen Mart ayında Guterres, iki liderin sadece bir değil, dört yeni geçiş noktası açılması konusunda bir anlaşmaya varmasını sağlamıştı. Ancak Temmuz ayında ikinci gayri resmi toplantıda, Christodoulides ve Tatar, hangi dört geçiş noktasının açılacağı konusunda uzlaşamadılar. Toplantı cılız açıklamalarla sona erdi ve süreç, liderlerden olumlu bir haber gelene kadar askıya alındı.
Ekim ayında yeni bir Kıbrıslı Türk lider seçildi, ve Aralık ayında Christodoulides ve Erhürman tarafından ilk cesaret verici ortak açıklama yayınlandı. BM Özel Temsilcisi Maria Angela Holguin, üçüncü bir gayri resmi “5+1” toplantısı düzenlemek için liderlere, “bu ilk ivmeyi güçlendirmeleri ve güven inşa etmeleri” çağrısında bulundu. Holguin, “Eğer tek bir adımı öne çıkarmam gerekirse, bu, yeni geçiş noktaları olurdu; bunlar siyasi kararlılık adına en güçlü olumlu işaretlerdir ve insanların yaşamları üzerinde en doğrudan etkiye sahiptirler” dedi.
Ve şimdi…
Güvenlik Konseyi, son kararında, Genel Sekreter’in güven artırıcı önlemlere ilişkin tavsiyelerine tamamen katıldığını açıkladı ve “özellikle yeni geçiş noktalarının açılması konusunda, liderleri, üzerinde anlaşmaya varılan güven yaratıcı önlemleri yerine getirmek için daha fazla çaba göstermeleri” için teşvik etti.
Ayrıca, Güvenlik Konseyi, geçiş noktalarını Kıbrıs sorununun çözümüne katkıda bulunacak bir dizi başka faktörle de ilişkilendirdi; bunlar arasında “toplumlar arası temasların, Kıbrıs içi ticaretin, uzlaşmanın ve sivil toplumun aktif katılımının teşvik edilmesi” yer alıyor. Aynı bağlamda, Güvenlik Konseyi, “Kıbrıs’taki iki toplum arasındaki sosyo-ekonomik uçurumun daha da büyüdüğünü” (Kıbrıslı Türkler aleyhine) kaydetti. Bunun, toplumların birbirine karşı daha da “yabancılaşmasına neden olabileceğini ve çözüm umutlarını baltalayabileceğini” de ekledi.
Şimdiye kadar tüm çabalar boşa çıktı!
Holguin, 28 Ocak’ta yaptığı yazılı açıklamada (iki liderin) “masadaki çeşitli güven yaratıcı adımlar konusunda anlaşmaya varmak ve esaslı müzakerelere başlamak için çabalarını sürdüreceklerini” söyledi.
İki lider Şubat ayının sonlarında tekrar bir araya gelmeyi kabul etti. Holguin, kısa vadede somut ve gerçek ilerleme görmeyi umuyor, ancak adaya geri gelmeden önce güven yaratıcı önlemler açısından somut gelişmeler görmek istiyor.
Müzakereler
İki lider, Genel Sekreter’e sundukları belgelerde, kronolojik bir başlangıç noktası olarak “Crans-Montana’ya kadar elde edilen yakınlaşmalara” işaret etmiş olsa da, esaslı müzakerelere yeniden başlamak için önceki çalışmalardan hangilerinin kullanılacağı ve bundan sonra hangi metodolojinin izleneceği konusunda temelden farklı görüşlere sahipler.
28 Ocak’taki toplantıda Christodoulides, tarafların Crans Montana’ya kadar olan sürede üzerinde anlaştıkları her şeyin BM tarafından yazılı hale getirilmesini önerdi. Bunun amacını kelimesi kelimesine şöyle ifade etti: “İki toplumun (Kıbrıs sorununun) iç yönleriyle ilgili olarak üzerinde anlaştıkları konuları, ve beş tarafın (yani iki toplum ve üç garantör gücün) (Kıbrıs sorununun) dış yönleriyle ilgili olarak üzerinde anlaştıkları konuları yazıya dökmek.” Christodoulides, sadece Yunanca yaptığı bu açıklamada, “Resmi müzakereler bu mutabakat belgesi temelinde başlamalıdır,” dedi.
Erhürman, müzakerelere yeniden başlamadan önce, her iki tarafın da “dönüşümlü başkanlık ve etkin katılım (olumlu bir karar alınmasında her toplumdan en az bir olumlu oy şartı) da dahil olmak üzere, siyasi eşitlik ilkesine bağlılığı” yeniden teyit etmesi gerektiği konusunda ısrar etti. Ayrıca, “Crans Montana’ya kadar elde edilen yakınlaşmaların yeniden müzakereye açılamayacağını” da söyledi.
Metodoloji açısından Christodoulides, ucu açık müzakerelerin, sunduğu öneri temelinde derhal yeniden başlatılmasını talep ediyor.
Erhürman ise, anlaşmaya varılabilmesi için “yeni sürecin sonuç odaklı ve belli bir takvim çerçevesinde” olmasını talep ediyor. Ayrıca, Rum tarafından kaynaklanacak bir başarısızlık durumunda, “Kıbrıslı Türkler, gösterdikleri tüm çabalara rağmen sürecin başarılı bir şekilde sonuçlanmaması halinde, mevcut statülerine mahkum edilmemelidir” diyor.
Hem Christodoulides hem de Erhürman’ın önerileri yapıcı ve açık olmaktan uzaktır. Ayrıca, Kıbrıslıların, Crans Montana’ya kadar üzerinde anlaşmaya varılmış olan konuların ne olduğunu anlamalarını sağlamaktan da uzaktır. Christodoulides’in önerisi, Crans Montana’nın son aşamasına kadar ele alınan konuların kapsamlı bir şekilde yeniden müzakere edilmesine atıfta bulunurken, Erhürman’ın önerisi, Crans-Montana’da açıkta kalan altı kilit noktadan yalnızca birine, yani Kıbrıs Türk toplumu için öncelikli olan siyasi eşitliğe odaklanmaktadır.
Christodoulides ve Erhürman, Crans Montana’da elde edilen yakınlaşmalara atıfta bulunuyor, ancak Genel Sekreter tarafından o dönemde kendilerine sunulan ve açıkta kalmış olan altı konunun tamamında stratejik bir anlaşmaya varmalarına yardım etmeyi amaçlayan çok önemli bir belgeyi görmezden geliyorlar.
Genel Sekreter, Eylül 2017’de Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda, tarafların Crans-Montana’da bir anlaşmaya varmaya ne kadar yaklaştığını daha ayrıntılı ve net bir şekilde açıklamıştı (18-26. paragraflar). Ayrıca, müzakerelerin özünde yer alan ve açıkta kalmış olan altı noktaya da değinmişti: garantiler ve askerler (güvenlik), toprak, mülkiyet, eşit muamele (Türk vatandaşlarına eşit muamele) ve güç paylaşımı. Genel Sekreter raporunun 27. paragrafta bunları şu şekilde özetlemişti:
“Konferans sona erdiğinde, taraflar, esasen etkin katılım konusundaki temel sorunu çözmüşlerdi. Kişilerin serbest dolaşımı konusunda, Türk vatandaşlarına eşit muamele ile ilgili bazı farklılıklar devam ediyor olsa da, bunlar, ilkesel farklılıklardan ziyade belli ayrıntılarla ilgiliydi. Toprak düzenlemeleri konusunda da bir anlaşma ortaya çıkmaya başlamıştı. Mülkiyet konusunda ise, taraflar, prensipte iki ayrı mülkiyet rejimi üzerinde anlaşmış, ancak yine bazı ayrıntılar üzerinde uzlaşı sağlayamamışlardı. Son olarak, taraflar, anlaşmanın tüm iç yönleriyle ilgili her iki toplumu da tatmin edecek şekilde bir anlaşmaya varılması varsayımıyla, bir güvenlik konsepti geliştirmek konusunda önemli ilerleme kaydetmişlerdi.”
Genel Sekreter, Crans-Montana’daki tüm tarafların pozisyonlarını değerlendirdikten sonra, “potansiyel bir stratejik anlaşmanın parametreleri konusunda geniş bir anlayış birliği olduğunu,” ancak sonuç olarak, tarafların bu anlaşma için gereken kararlılık ve güvene sahip olmadıkları sonucuna vardı.
Bu kararlılık ve güven eksikliği günümüzde de devam ediyor.
İki tarafın pozisyonu göz önünde bulundurulduğunda, BM, resmi, bütünlüklü müzakerelerin başlatılması için erken olduğunu düşünüyor. Genel Sekreter, sonsuz tartışmalar değil, “sonuç odaklı” müzakereler istediğini defalarca belirtti. Bu aşamada da, öncelikle somut sonuçlara sahip güven yaratıcı adımların atılmasını, özellikle de Güvenlik Konseyi’nin de hemfikir olduğu, geçiş noktalarının açılmasını öneriyor.
Bu açıdan, Genel Sekreter, gerçekçi koşullar yaratmak ve başarı şansını artırmak için güven yaratıcı önlemlerin kesinlikle gerekli olduğunu savunuyor.
Geçiş noktalarıyla ilgili sorun ne?
Christodoulides, öncelikle resmi bir konferans konusunda anlaşılmasını, ve dört yeni geçiş noktasının açılması konusunda anlaşmaya varılması için tam kapsamlı müzakerelerin yeniden başlatılmasını talep ediyor. Christodoulides’in önerdiği dört geçiş noktası şunlar: Erenköy (Goççina), Akıncılar (Lurucina), Haspolat (Mia Milya), Kiracıköy (Athienu) – Eylence (Aglandja).
Erhürman, “Kıbrıs sorununun çözüme elverişli bir ortam” yaratılması için kapsamlı bir güven yaratıcı önlemler paketinin parçası olarak, tüm geçiş noktalarının açılmasını destekliyor. Önerdiği geçiş noktaları şunlar: Haspolat (Mia Milya), Akıncılar (Lurucina), Kiracıköy (Athienu) ve Eylence (Aglandja).
Haspolat (Mia Milya)
Lefkoşa’nın doğusunda bulunan Haspolat (Mia Milya), 2023’ten beri tartışılmakta olan en önemli geçiş noktasıdır. Buradaki mevcut cadde üzerindeki engel kolayca yıkılabilir ve geçiş için erişim sağlanabilir. Burada, ara bölge içinde kalan alan kısadır ve araçlar için çok şeritli yollar da dahil olmak üzere gerekli altyapının inşası için bolca yer vardır. Açılması halinde, Haspolat (Mia Milya), adanın en kalabalık bölgesi olan Lefkoşa’ya hizmet ederek, karşılıklı geçiş sayılarını artıracaktır.
22 yıldır, bölünmüş başkentte araçlı geçişe imkan veren tek geçiş noktası batıdaki Kermiya geçiş noktasıdır. İstatistiklere göre, tüm geçişlerin %70’inden fazlası bu noktadan gerçekleşiyor. Dolayısıyla Kermiya, Yeşil Hat boyunca faaliyet gösteren diğer sekiz geçiş noktasına kıyasla en yüksek yoğunluğa ve en uzun kuyruklara sahip. Bu, Kıbrıslıların, işe veya okula gitmek gibi günlük, rutin işler için bile saatlerce araç kuyruklarında beklemeleri anlamına geliyor. Kermiya’daki mevcut geçiş noktasının iyileştirilmesiyle birlikte Haspolat (Mia Milya) geçiş noktasının açılması, yoğunluğu azaltacak ve aynı zamanda iki toplum arasındaki ticareti kolaylaştıracaktır.

Sürecin başında, Haspolat (Mia Milya) ile ilgili görüşmeler, iki toplum arasındaki ticareti desteklemek amacıyla yalnızca taksi, otobüs ve benzeri ticari araçların geçişine odaklanmıştı. Ancak bu durum değişti. Kıbrıslı Rum müzakereci Menelaos Menelaou’ya göre, Rum tarafının şu anki önerisi Haspolat (Mia Milya) geçiş noktasının, açılması durumunda, herkese hizmet vermesi yönünde.
Kiracıköy ve Luricina
Kıbrıs Rum tarafındaki Kiracıköy (Athienu) kasabası ve Kıbrıs Türk tarafındaki Akıncılar (Lurucina), Mesarya ovasının kalbinde yer alıyor. Akıncılar (Lurucina)’ya giden güzergah, güneye doğru derin ve dar bir şerit oluşturan ateşkes hattı nedeniyle bu kasaba ve köy, coğrafi olarak izole durumdadır. Bu iki geçiş noktasının açılması, yerel kalkınma ve araçlar için alternatif güzergahlar sağlayarak, Kiracıköy (Athienu) ve Akıncılar (Lurucina)’nın büyük şehirlerle bağlantısını kolaylaştıracak ve iki topluluk arasında iletişim ve alışverişi geliştirecektir.
Kiracıköy (Athienu) şu anda Lefkoşa’dan kopuk durumdadır. Bu durum, teorik olarak 1974 öncesinde var olan eski yol kullanılarak aşılabilir. Bu yolun büyük bir kısmı ara bölge içerisinde yer alıyor. Söz konusu güzergah, Türk askeri bölgesi olan Gaziler köyünden dar bir şerit halinde geçerek Eylence (Aglandja)’deki Kıbrıs Üniversitesi’ne ulaşıyor.
Yerel medyaya göre, Rum tarafı başlangıçta bu güzergahın ara bölge üzerinden açılmasını talep etmiş, ve böylece herhangi bir kontrol noktasına gerek duyulmayacağını ima etmişti. Yaz aylarında, Kıbrıs Türk tarafı, ara bölgenin dışında, Türk ateşkes hattının kuzeyinde, Kiracıköy (Athienu) ve Eylence (Aglandja)’de (Kıbrıs Üniversitesi) iki geçiş noktası önerdi. Rum tarafı, zaman ve maliyeti gerekçe göstererek bu güzergahı reddetti ve 1974 öncesinden kalan yolun kullanılmasında ısrar etti.
Christodoulides, 28 Ocak’ta BM’nin güzergah değişikliği önerisini kabul edeceğini açıkladı. Bu öneri, Kıbrıs Türk tarafının önerdiği güzergahın, Kiracıköy (Athienu)’den kuzeye doğru geçip Yeri yakınlarındaki ara bölgeye girerek Eylence (Aglandja)’ye varacak şekilde değiştirilmesini içeriyor. Bu da Kiracıköy (Athienu) ve Yeri’de iki geçiş noktasının oluşturulması anlamına geliyor. Her iki öneride de Kiracıköy (Athienu)’den Eylence (Aglandja)’ye gitmek için kat edilmesi gereken toplam mesafe önemli ölçüde farklılık göstermiyor.

Akıncılar (Lurucina) ile Lymbia kasabasını birbirine bağlayacak geçiş noktası hakkında net bir anlaşmazlık yok. Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk yerleşim yerleri arasındaki mesafe burada sadece birkaç yüz metre.

Erenköy (Goççina)
Christodoulides’in Erenköy (Goççina) için yaptığı öneri, 1964’ten beri tamamen izole halde olan ve sadece deniz yoluyla ulaşılabilen küçük bir Türk bölgesinde açılacak bir geçiş noktasıdır. Burası şu anda bir Türk askeri kampıdır. Erenköy (Goççina), Milli Muhafız Ordusu’nun askeri mevzilerinin bulunduğu tepelerle çevrilidir. Rum tarafının önerdiği ve kıyı boyunca devam eden güzergah, Pirgos köyü ile Poli kasabası ve Baf bölgesine doğru kuzey kıyısı boyunca uzanan köyler arasındaki mesafeyi önemli ölçüde kısaltacaktır. Ancak, bölge yoğun bir şekilde askerileştirilmiştir.

Christodoulides, özellikle bu geçiş noktasında ısrar ediyor, ve bunun, Kıbrıslı Rumların uzun zamandır devam eden bir talebi olduğunu ve bundan vazgeçilemeyeceğini savunuyor. Bu görüş, Kıbrıs Rum medyasında defalarca tekrarlanıyor ve Kıbrıs Türk önerilerinin (Haspolat, Lurucina) kabul edilebilir olduğu, Kıbrıs Rum tarafının Kiracıköy (Athienu) konusunda esneklik gösterdiği, Kıbrıs Türk tarafının ise buna karşılık vermediği, ve Erenköy (Goççina) konusunda ısrarcı olunduğu argümanıyla birlikte sunuluyor. Erhürman, BM’nin Kiracıköy için bir öneride bulunduğunu, ancak Erenköy (Goççina)’ya dair bir şey söylemediğini iddia ediyor.
“Dört geçiş noktası” hakkındaki görüşmeler, şu ana kadar Erenköy (Goççina) konusundaki çıkmaz nedeniyle sekteye uğramış ve donmuş durumda.
Ancak bu arada alternatif öneriler de sunuldu. Lefkoşa’daki yerel yönetimlerin iki başkanı, Charalambos Prountzos ve Mehmet Harmancı, Lefkoşa surları içinde, önemli ölçüde trafik sıkışıklığı yaşanan Lokmacı’dakine benzer bir yaya geçiş noktası daha açılmasını önerdi. Bu, güneydeki yeni Lefkoşa Belediye Binası ile kuzeydeki Bedesten’i birbirine bağlayan Lidinis Caddesi üzerindeki bir bağlantıdır. Christodoulides bundan kısaca bahsetmiş olsa da, sonrasında bu konuda bir gelişme olmadı. Harmancı ayrıca Haspolat (Mia Milya)’nın doğusunda Kaymaklı bölgesinde, yayalar ve araçlar için başka bir geçiş noktası daha önerdi.
Şu andaki tek olumlu gelişme olan Kermiya geçiş noktasının kapasitesini artırmaya yönelik çalışmalar bile yıllarca süren gecikmelerin ardından geldi. Kermiya geçiş noktası tek başına mevcut durumu değiştirmeye yeterli değil.
Geçiş noktaları: Sorunu çözmek için değil, çözümü baltalamak için kullanılıyor
Güvenlik Konseyi, “siyasi eşitliğe sahip iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon temelinde” resmi müzakerelerin yeniden başlatılması yönünde ilerlemenin gerekliliğini vurguluyor, geçiş noktalarının açılmasını destekliyor ve liderleri, Genel Sekreter ile “acil bir şekilde” işbirliği yapmaya davet ediyor. “Çözüm bulma sorumluluğunun, her şeyden önce Kıbrıslıların kendilerinde” olduğunun altını çiziyor.
Yeni geçiş noktaları konusunda anlaşmaya varılamaması, güven yaratıcı önlemlerin, liderlerin sorunu çözmeye yönelik stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olmadığını gösteriyor. Aksine, bu önlemler, çözüm bulma çabalarını askıya almak veya baltalamak için bir araç olarak kullanılıyor. Dört geçiş noktası için yapılabilecek bir paket anlaşmaya yönelik görüşmeler, çıkarcılık ve taktik manevralarla dolu. Her bir nokta, kazananı olmayan bir oyun, bir prestij meselesi, bir taviz haline getiriliyor. Vatandaşların ihtiyaçları, etkileşimin önemi, ve insanların karşılaştığı günlük zorluklar ikinci plana atılıyor. Her liderin farklı geçiş noktaları önermesi, Kıbrıs sorununu çözme konusunda gerçek bir irade ortaya koymak yerine, iç kamuoyuna yönelik hareket ettiklerini gösteriyor. BM tarafından vurgulandığı gibi, iki toplumlu işbirliği ve iletişimi teşvik etmek onlar için bir öncelik gibi görünmüyor.
Çelişki
Kıbrıslılar, çözülmemiş Kıbrıs sorununun yarattığı çelişkileri her zamankinden daha fazla hissediyorlar. Hem Kıbrıslı Rumlar hem de Kıbrıslı Türkler Avrupa Birliği vatandaşı olmalarına rağmen, birbirinden ayrı yaşıyor. Yeniden birleşme olasılığı şimdi her zamankinden daha uzak. Kıbrıslı liderler süreci yeniden başlatmanın bir yolunu bulamıyor ve sürekli olarak çatışmacı ve verimsiz bir ortam yaratmaya devam ediyor.
Yeşil Hat boyunca dokuz geçiş noktasından her gün binlerce kişi geçiyor
Olumsuz iklime rağmen, geçiş kapılarını kullanan vatandaşların sayısı her yıl istikrarlı bir şekilde artıyor. 2004 yılında 120.000 olan geçiş sayısı (2004, 50.000 Kıbrıs Rum, 70.000 Kıbrıs Türk), 2019’da 1.200.000’e (480.000 Kıbrıs Rum, 460.000 Kıbrıs Türk) ulaştı. Covid salgını sonrasında geçişler hızla arttı. AB One Stop Shop Hizmet Merkezi ve Kıbrıs Cumhuriyeti polisi tarafından sağlanan en son verilere göre, 2024 yılında geçişler toplamda yaklaşık 6 milyon (2.528.106 Kıbrıslı Rum, 3.456.622 Kıbrıslı Türk) oldu. 2025 yılında ise bu sayı 6,5 milyona (2.787.622 Kıbrıslı Rum, 3.728.577 Kıbrıslı Türk) ulaştı. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin geçişlerine ek olarak, diğer Avrupalıların ve üçüncü ülke vatandaşlarının geçişlerinde de artış görüldü; bu sayı 2024’te 1.8 milyona ulaştı ve 2025’te 2 milyonu aştı. Buna bağlı olarak, geçiş noktalarından geçen araç sayısı da artıyor ve 2025 için yapılan en son sayıma göre bu sayı yılda 5.000.000’u aşıyor.
Nüfus oranlarına bakıldığında, Kıbrıslı Türklerin, zaman içinde Kıbrıslı Rumlara göre daha fazla geçiş yaptığı görülüyor. Kıbrıslı Türklerin geçişlerindeki istikrarlı artış, diğer faktörlerin yanı sıra, Türk lirasının değer kaybı nedeniyle adanın kuzeyinde sürekli yükselmekte olan hayat pahalılığı ile ilişkilidir. Geçişi yapan her iki toplumdan bireyler önemli düzeyde harcama yapıyor. Kredi kartı kullanım kayıtlarına göre, 2024 yılında Kıbrıslı Rumlar Yeşil Hat’ın diğer tarafında 45.543.267 euro, Kıbrıslı Türkler ise 49.076.473 euro harcadılar. Nakit işlemlerin ise bu rakamların iki katı olduğu tahmin ediliyor.
Çelişkiler Politikası
Yeşil Hat boyunca dokuz geçiş noktası bulunuyor. İlk dört geçiş noktası, Kıbrıslıların neredeyse otuz yıllık bölünmüşlükten sonra ilk kez bir araya gelmelerini sağlamak amacıyla 2003 yılında açıldı. Bunlardan ikisi Lefkoşa’da, Ledra Palas ve Kermiya’da. Diğer ikisi ise Beyarmudu ve Akyar’da, Dikelya’daki İngiliz üslerinin doğrudan ayrım çizgisine bitişik olduğu bölgelerde yer alıyor. İlk geçiş noktaları, Kıbrıs Türk yönetiminin tek taraflı kararı ve Türkiye’nin onayıyla açıldı.
1 Mayıs 2004’te Yeşil Hat Tüzüğü yürürlüğe girdi. O tarihten itibaren geçiş noktaları Avrupa hukuku temelinde faaliyet gösteriyor. Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilileri, “hattı geçen tüm kişileri, araçlarını ve beraberlerindeki eşyaları” kontrol ediyor. Güvenlik, kamu düzeni ve yasadışı göçle mücadele nedenleriyle geçişlere yalnızca belirlenmiş geçiş noktalarında izin veriliyor ve “herkes, kimliğini doğrulamak amacıyla en az bir kez kontrolden geçiyor.”
2010 yılına gelindiğinde, iki toplumun liderleri üç geçiş noktası daha açma konusunda anlaştılar. 2006 yılında Bostancı geçiş noktası açıldı. Bu geçiş noktası, Kıbrıslı Türklere mali yardım sağlanmasına ilişkin AB düzenlemesinin onaylanmasından birkaç hafta sonra açıldı. Ardından, 2008 yılında Lokmacı ve 2010 yılında Yeşilırmak geçiş noktaları açıldı. O zamandan beridir geçen 16 yılda, geçişler 460.000’den (2010) 6.5 milyona yükseldi. Yeşilırmak’tan sonra, Kasım 2018’de iki geçiş noktası daha açıldı: Derinya ve Aplıç.
Söylemsel olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilileri vatandaşların geçiş yapmasını engellemiyor. Cumhurbaşkanı Christodoulides, kendisine geçiş noktaları hakkında soru soran gazetecilere yaptığı son açıklamada, “2003 yılında kısıtlamaları kısmen kaldırmaya karar veren işgalci rejimdi” dedi ve “Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilileri işgal altındaki bölgelere geçişi hiçbir zaman engellemedi, bunu Türkiye ve işgalci rejim yaptı” diye ekledi.
Prensipte Kıbrıs Türk liderliği de geçiş noktalarının açılmasından yana. Siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonu destekleyen liderler, iki toplumlu işbirliğine yönelik bu tür girişimleri destekliyor. Federal çözüme karşı çıkanlar ise Kıbrıs Rum toplumu ile etkileşime karşı çıkıyor.
Diğer taraftan, birçok Kıbrıslı Rum siyasi parti, geçiş noktalarını reddediyor ve bunları kullananları eleştiriyor. Bu tutum, iki bölgeli bir federasyona karşı çıkan partilerin görüşlerini yansıtıyor. Bu partilerin çoğu, Nicos Christodoulides’in seçilmesini destekledi, ve şu anda onun hükümetinde yer alarak onun Kıbrıs sorununu ele alış biçimine arka çıkıyor.
İki toplumun liderlerinin geçiş noktalarının açılmasına yönelik yaklaşımları tutarsızdır. İlk geçiş noktaları, Nisan ve Mayıs 2003’te Kıbrıs Türk yönetiminin tek taraflı kararıyla açıldı. 2004 yılından bu yana, Kıbrıs Rum liderliği, geçiş noktalarının kapsamlı bir çözümün yerine geçmemesi gerektiğini savunuyor. Ancak aradan geçen 22 yılda uzun süreli durgunluklar yaşandı ve şu anda bir çözüm umudu yok. Yeşil Hat Tüzüğü’ne göre, her bir yeni geçiş noktası, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türk yönetimi için altyapı ve kontroller de dahil olmak üzere yeni yükümlülükler doğuruyor. Bunlar, iki taraf arasında önceden istişareler yapılmasını gerektiriyor. Geçiş noktalarının açılması ayrıca askeri güçlerin geri çekilmesini de gerektiriyor.
Geçiş noktalarının açılış zamanlarına bakıldığında, anlamlı müzakereler için bir çözüm ortamını teşvik etmek amacıyla yalnızca 2008 ve 2010 yıllarında yeni geçiş noktalarının açıldığı açıkça görülüyor. O dönemdeki liderler Dimitris Christofias ve Mehmet Ali Talat idi. Diğer tüm durumlarda ise liderler, bir uzlaşmaya varma çabalarında yaşanan büyük başarısızlığın ardından uluslararası tepkiyi ve içerideki hayal kırıklığını yatıştırmak için geçiş noktaları açtılar.
BM Barış Planı (Annan Planı) referandumlarının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından 2004 ve 2006 yılları arasında yaşananlar da tam olarak bundan ibaretti. Aynı durum 2018’de Crans Montana görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından da tekrarlandı. 2015-2017 yılları arasında Anastasiades ve Akıncı yoğun bir şekilde barış görüşmeleri ile meşgulken, kamuoyunda güven açısından olumlu bir değişim gerçekleşti. İki lider yoğun müzakerelere dalmış durumdaydı ve herhangi bir geçiş noktası açmadılar. Çeşitli alanlarda inşa ettikleri güven daha sonra zamanla kaybedildi.
TABLO: Geçiş Noktaları Takvimi
| Geçiş Noktaları (9 açık geçiş noktası) | Yıl |
| Ledra Palas, Kermiya & Pile ve Akyar – her ikisi de İngiliz Üssü | 2003 |
| Astromerit-Bostancı | 2006 |
| Lokmacı | 2008 |
| Yeşilırmak | 2010 |
| Derinya & Lefke Aplıç | 2018 |
| Kermiya geçiş noktasının genişletilmesi 4 yeni geçiş noktasının açılması – mutabakat yok | 2025-2026 |
Kaynak: Avrupa Komisyonu – AB One Stop Shop Hizmet Noktası
Bu karşılaştırmalı analiz, BM’nin temel gözlemini doğruluyor: Geçiş noktalarının açılması, Kıbrıs içi ticaret, ve iki toplum arasındaki işbirliği gibi adımlar, ara sıra güven inşa etmek için yapılan şeyler olmamalı. Bunlar, aksine, uzun süredir devam eden anlaşmazlığı çözme çabalarının ayrılmaz bir parçası olmalı.
“Güven yavaş yavaş inşa edilir ve hızla aşınabilir. Gözlemlediğim kadarıyla engeller sadece siyasi değil, aynı zamanda psikolojiktir. Kapsamlı bir çözüme ulaşılmadan geçen uzun yıllar, anlaşılır bir şekilde yorgunluğa, temkinliliğe ve bazı durumlarda, ilerlemenin mümkün olup olmadığı konusunda şüpheciliğe yol açmıştır. Geçmişin anlatıları bugünü hâlâ ağır bir şekilde etkiliyor.”
Maria Angela HolguinAvrupa Boyutu
Avrupa Birliği’nin güven yaratıcı adımlar konusundaki yaklaşımı BM ile uyumludur. AB, Kıbrıs sorununun çözümü için BM öncülüğündeki çabalara desteğini defalarca açıkladı. Geçtiğimiz Mayıs ayında, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kıbrıs sorununun çözümü için “sürecin tüm aşamalarını” desteklemek üzere eski Komisyon Üyesi Johannes Hahn’ı Kıbrıs özel temsilcisi olarak atadı.
Aralık ayında Kıbrıs’ı ziyaret eden Hahn, verdiği bir röportajda “BM ile iki toplum arasında güven inşa etme ve Kıbrıs için sürdürülebilir bir çözüm bulma hedefini paylaşıyoruz” demişti. AB girişimleri arasında ara bölgede fotovoltaik bir parkın kurulması gibi iki toplumlu projelerin oluşturulması yer alıyor. AB ayrıca, geçiş noktalarındaki altyapı, Kıbrıs içi ticaretin teşvik edilmesi, Kayıp Şahıslar Komitesi’nin çalışmaları ve kültürel mirasın (kiliseler, camiler, Venedik surları vb.) restorasyonu da dahil olmak üzere bir dizi iki toplumlu işbirliği projesini finanse ediyor.
Geçiş noktalarına ilişkin siyasi tartışmalara, genellikle Kıbrıs’ın AB’ye katılımından bu yana oluşan hukuki gerçekliğin göz ardı edilmesine neden olan büyük bir cehalet eşlik ediyor.
Kişilerin ve malların geçişi, AB Konseyi tarafından Yeşil Hat Tüzüğü ile belirlenmiş durumdadır. Bu tüzük, Kıbrıs sorununun çözümüne kadar iki topluluk arasındaki ilişkileri kolaylaştırmayı amaçlar. Kıbrıs, bölünmüş bir ada olarak AB’ye girerken, Yeşil Hat’ın sınır olmadığı açıkça tanımlanmıştır.
Yeşil Hat Tüzüğü, Kıbrıs’ın AB’ye Katılım Antlaşması’nın 10. Protokolüne dayanıyor ve bu Protokol, “Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin etkin kontrolünün olmadığı bölgelerde AB müktesebatının uygulanmasının askıya alınmasını” (Madde 1) öngörüyor.
Protokol, “bu bölgelerin ekonomik kalkınmasını teşvik edecek önlemlerin alınmasını engellemez” (Madde 3). Ayrıca, Avrupa hukukunun uygulanmasının askıya alınması, Kıbrıs Türklerinin AB vatandaşı olarak bireysel haklarını etkilemez. Kıbrıs’ın Kıbrıs Hükümeti’nin kontrolü altında olmayan bir bölgesinde yaşasalar bile, bir AB ülkesinin vatandaşıdırlar.