Başsavcı Yardımcısı Angelides’in iddiasının aksine, AİHM kararı, tecavüz davasının Kıbrıslı Rum yetkililerce ve bizzat kendisi tarafından nasıl ele alındığına ilişkin önemli bir eleştiri niteliğindeydi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 3 Temmuz’da, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, DISY’den bir siyasetçiyi (A.T.) tecavüzle suçlayan bir kadının (N.T.) haklarını ihlal ettiğine hüküm verdi.
Mahkeme, özellikle, Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarının etkili bir soruşturma ve kovuşturma yürütmediğini, ve rızanın olup olmadığı konusunu değerlendirmek gibi bazı temel görevlerini yerine getirmediğini belirtti. Mahkeme ayrıca, N.T.’nin suçluluk duygusu uyandıran, ahlakçı ve cinsiyetçi klişeler nedeniyle ikincil mağduriyetle karşı karşıya kaldığını tespit etti. Tecavüz davası, Kıbrıs’ta Başsavcı Yardımcısı Savvas Angelides tarafından ele alınmıştı.
Kıbrıslı Rum yetkililerin davayı ele alış biçiminin kamuoyunda yarattığı tepkinin ardından Angelides, 8 Temmuz’da bir basın toplantısı düzenleyerek AİHM kararını değerlendirdi.
Kıbrıs Araştırmacı Habercilik Ağı (CIReN), Angelides’in AİHM kararıyla ilgili açıklamasında dile getirdiği bir iddianın doğruluk kontrolünü yaptı ve kararını açıkladı.

İddia
Başsavcı Yardımcısı Angelides, basın toplantısında, AİHM’nin, A.T. aleyhindeki ceza davasının düşürülmesinin gerekçesini açıklarken kullanılan dile katılmadığını ve diğer delillerin de dikkate alınmış olması gerektiği görüşünde olduğunu iddia etti.
Angelides, “Yeni deliller ortaya çıktığında davanın düşürülmesi, tamamen bu yeni tanıklıkların değerlendirilmesi sonucunda verilen bir karardı. Davanın düşürülmesinin gerekçesi şuydu: Mağdurların bu tür olayları bildirmesini engelleyecekti. AİHM kararında ifade edilen görüş ise farklıydı; vurguladığımız tutarsızlıkların söz konusu kelimelerle dile getirilmemesi ve mevcut diğer delillerle dengelenmesi gerektiğiydi. Ancak tekrar ediyor ve vurguluyorum: AİHM, kötü niyet, kötüye kullanma, art niyet veya mağdurun haklarını ihlal etme niyeti tespit etmedi” dedi.
Gerçekler
2021 yılında, N.T., 10 yıl önce, kendisi 18 yaşındayken, 20 yaşındaki bir okul arkadaşının (A.T.) kendisine tecavüz ettiğini bildirdi.
Polis konu hakkında soruşturma başlattı ve A.T. hakkında iddianame düzenledi. Buna rağmen, Başsavcı Yardımcısı Savvas Angelides, Aralık 2021’de, “yeni deliller ve ek ifadeler ortaya çıktıktan” sonra başvuru sahibinin güvenilirliğinin şüpheli olduğunu belirterek, A.T. hakkındaki cezai kovuşturmayı düşürmeye karar verdi.
Daha spesifik olarak, Angelides, N.T.’nin “A.T.’den hoşlandığını itiraf etmesinin, güvenilirlik meselesi açısından özellikle önemli olduğunu, çünkü bu itirafın, A.T.’ye rızasının açık olduğu yönünde yanlış bir sinyal göndererek davranışlarını etkilemiş olabileceğini” değerlendirdi.
Ayrıca, “güvenilirliğinden bağımsız olarak, A.T.’nin şikayetçinin rıza gösterdiğine yanlış bir şekilde de olsa, öznel olarak inanıp inanmadığının incelenmesinin önemli olduğunu” belirtti. “Eğer durum böyleyse, tecavüz suçunun koşulları karşılanmamış olur” dedi.
Angelides, “kararının, davanın mahkemedeki başarı şansının düşük olmasına” da dayandığını söyledi, ve “çeşitli cezai kovuşturmalardaki başarısızlığın, mağdurların gelecekte bu tür suçları bildirmelerini caydırıcı bir etkiye sahip olabileceğine” değindi.
N.T., Haziran 2022’de Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine AİHM’de dava açarak, Kıbrıslı Rum yetkililerin tecavüz iddialarını etkili bir şekilde soruşturup kovuşturmada bulunmadığını ve cinsiyete dayalı ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etti.
AİHM aslında ne dedi?
AİHM kararında, diğer şeylerin yanı sıra şunları kaydetti:
- “A.T.’nin kovuşturulmasının durdurulması kararı, destekleyici delil eksikliğine değil, başvuru sahibinin ifadelerinde yer aldığı iddia edilen tutarsızlıklara dayanıyordu.”
- “Daha da önemlisi, savcılar, 10 Haziran 2021’de Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeni suçlamalar getirmeye karar verdiklerinde, başvuru sahibinin A.T.’ye olan duygusal yakınlığının ve kendisine gönderdiği mesajların zaten farkındaydı. Bu nedenle, Başsavcı Yardımcısı’nın cezai kovuşturmayı durdurma kararı ikna edici değil.”
- “Başsavcı Yardımcısı’nın vardığı sonuç, mağduru suçlayıcı ve selektif görünüyor. Başvuru sahibi, suçluluk duygusu uyandıran, ahlakçı ve cinsiyetçi klişeler aracılığıyla ikincil mağduriyete maruz bırakılırken, A.T.’ye yönelik duygularına orantısız bir vurgu yapıldı ve rızanın bulunmadığına işaret edebilecek temel unsurlar dikkate alınmadı.”
- “Mahkeme, yetkililerin, rızanın bulunmaması konusunu değerlendirme temel görevlerini yerine getirmemelerini önemsemektedir. Mahkeme, bu konudaki ikincil rolüne rağmen, yetkililerin çelişkili kanıtları değerlendirmeye çalışmaması ve konuya özel bir değerlendirme yaparak olguları ortaya koymak için tutarlı bir çaba göstermemesinden özellikle endişe duymaktadır.”
- “Mahkeme, yetkililerin, özellikle mağdura yakın bir kişi tarafından gerçekleştirilen cinsel istismara ilişkin davalarda bulunan özel psikolojik faktörleri dikkate alarak ve konuya özel bir değerlendirme yaparak olguları ortaya koymakta başarısız olduğu görüşündedir.”
- “Mahkeme, savcıların ve nihayetinde Başsavcı Yardımcısı’nın mevcut davayı değerlendirirken kullandıkları bazı ifade ve argümanların, cinsiyete dayalı şiddet mağduru kadınların adalet sistemine olan güvenini zedeleyebilecek önyargılar ve cinsiyetçi kalıp yargılar taşıdığını değerlendirmektedir. Mahkeme’nin, başvuru sahibinin maruz kaldığı ikincil mağduriyete ilişkin önceki bulguları, Başsavcı Yardımcısı’nın kararının gerekçelerinin (davanın nihai kararı olarak) cinsiyete dayalı ayrımcılık içerdiği sonucuna varması için yeterlidir.”
- “Dolayısıyla Mahkeme, yukarıda belirtilen tüm hususlara dayanarak, ulusal makamların eksikliklerinin ve özellikle başvuranın rızasının gerçekliğini değerlendirmek için kullanılan yöntemlerin, başvuranı yalnızca uygun korumadan mahrum bırakmakla kalmayıp aynı zamanda ayrımcılık teşkil eden ikincil mağduriyete de maruz bıraktığı sonucuna varmıştır.”
Karar: Yanıltıcı

Angelides, ifadesinde mağdurun haklarının ihlal edildiğini kabul etse de, mahkeme kararı ile ilgili genel nitelendirmesi yanıltıcıdır; zira Mahkeme’nin bulgularını, davanın bir bütün olarak nasıl ele alındığına dair esaslı bir eleştiri yerine, dil ve metodoloji konusunda bir fikir ayrılığı olarak sunmaktadır.
Mahkeme, kararında yalnızca kullanılan dili ve delillerin nasıl ele alındığını eleştirmekle kalmamakta, aynı zamanda Başsavcı Yardımcısı’nın kovuşturmayı durdurma kararına da katılmamakta ve bunun “iddia edilen tutarsızlıklara” dayandığını ve “ikna edici olmadığını” belirtmektedir.
