Geri dön

Hayat Pahalılığı Ödeneği Anlaşması: “Daha adil bir gelir dağılımı” mı, yoksa belli bir kesime sağlanan ayrıcalık mı?

Hayat Pahalılığı Ödeneği Anlaşması: “Daha adil bir gelir dağılımı” mı, yoksa belli bir kesime sağlanan ayrıcalık mı?
Credit: Turgut Denizgil

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Christodoulides, işveren ve işçi sendikaları arasında bir süre önce yapılan Hayat Pahalılığı Ödeneği anlaşmasını kamuoyuna, bir reform, ulusal gelirin daha adil bir şekilde dağıtılması, ve orta ve düşük gelirli sınıfların güçlendirilmesi olarak sundu.

CIReN bu iddiayı, anlaşmanın kimlere nasıl fayda sağlayacağını ve kaç kişinin dışlanmaya devam edeceğini anlamak için anlaşmanın içeriğini esas aldı ve inceledi.

İddia

13 Kasım 2025’te, hayat pahalılığı ödeneği anlaşmasının imzalanmasının hemen ardından, Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides şunları söyledi: “Bugün kalıcı bir anlaşmanın imzalanması, ulusal gelirin daha adil bir şekilde dağıtılmasına, orta sınıfın ve düşük gelirli kesimlerin daha da güçlendirilmesine ve toplumsal uyumun sağlanmasına yönelik reform politikamız çerçevesinde sarf ettiğimiz çabaların bir parçasıdır.”

Gerçekler

Hayat pahalılığı ödeneği, Kıbrıs’ta 1940’lardan, yani İngiliz yönetiminden bu yana uygulanan bir mekanizmadır. Maaşların enflasyona göre otomatik olarak ayarlanmasını içerir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nde hayat pahalılığı ödeneği, yalnızca işverenlerle toplu iş sözleşmesi imzalayan sendikalara üye olan belirli çalışan ve işçi kategorilerini kapsar.

Ödeneğin amacı, temel mal ve hizmet fiyatlarındaki artışların yaşam standartlarını düşürmemesi için satın alma gücünü korumaktır.

Hayat pahalılığı ödeneğinden faydalanan çalışanlar şunlardır:

(a) Memurlar (daimi veya geçici), daha geniş kamu sektöründeki çalışanlar ve işçiler (yarı-devlet kuruluşları, belediyeler, güvenlik güçleri vb.)

(b) Toplu iş sözleşmeleri veya işverenleriyle hayat pahalılığı ödemesini öngören başka sözleşmeler kapsamındaki özel sektör çalışanları.

İşverenlerin hayat pahalılığı ödeneği konusunda yasal bir yükümlülüğü olmadığından çalışanların ve işçilerin büyük bir kısmı bu mekanizmadan yararlanamıyor:

(a) İşverenleriyle hayat pahalılığı ödeneğini içeren bir toplu sözleşme veya özel sözleşme kapsamında olmayan özel sektör çalışanları ve işçiler.

(b) Serbest çalışanlar (kendi hesabına çalışanlar, girişimciler vb.)

(c) Saat ücreti ile ve esnek istihdam kapsamında çalışanlar.

Yukarıdakilerin tümü, iş sözleşmelerinde hayat pahalılığı ödeneği öngörülmediği veya işverenlerinin inisiyatifiyle bu haktan yararlanmadıkları sürece bu uygulamadan muaftır. 2013 yılında, Kıbrıs’taki bankacılık sisteminin mali kriz nedeniyle çökmesinin ardından hayat pahalılığı ödeneği dört yıl süreyle dondurulmuştu. 2017 yılında hükümet, pozitif bir büyüme oranı ve elbette enflasyonun söz konusu olması koşuluyla, hayat pahalılığı ödeneğinin %50’sinin ödenmesine yeniden başladı.

2023 yılında, hayat pahalılığı ödeneğinin %66,7’sinin ödenmesi için iki yıllık ve yeniden değerlendirme maddesi içeren yeni bir geçiş anlaşması yapıldı.

Nisan 2025’te sendikalar, hayat pahalılığı ödeneğinin tamamıyla geri getirilmesini ve tüm çalışanları ve işçileri kapsayacak şekilde genişletilmesini talep etti. Buna karşılık, işveren sendikaları hayat pahalılığı ödeneğinin “yapay ücret artışlarına” neden olduğunu ve rekabet gücünü zedelediğini savundu. Hükümet, Çalışma Bakanı Yiannis Panayiotou aracılığıyla taraflar arasında bir anlaşmaya varılması için arabuluculuk yaptı.

Panayiotou, Eylül ayında, hükümetin politikasının, hayat pahalılığı ödeneğini “tüm çalışanları kapsayacak şekilde genişletilmesi” ve özellikle “düşük gelirli ve orta sınıf çalışanlar için ödeneğin eski haline getirilmesi” gibi temel parametrelerle “modernize etmek” olduğunu belirtti.

Anlaşma, Cumhurbaşkanı Christodoulides tarafından 13 Kasım’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda duyuruldu.

Anlaşma şunları içeriyordu:

  1. Hayat pahalılığı ödeneğinin kademeli olarak geri getirilmesi: 1/1/2026’da %80’den başlayarak, 1/7/2026’dan itibaren %90’ının, ve son olarak 1/7/2027’den itibaren %100’ünün ödenmesi.
  2. Hayat pahalılığı ödeneğinin, bir önceki yıldaki yıllık büyüme oranının pozitif olması koşuluyla ödenmesi.
  3. Hayat pahalılığı ödeneğinin hesaplanmasında bir önceki yıl için azami %4 enflasyon tavanı.
  4. Hayat pahalılığı ödeneğinin Ulusal Asgari Ücret alanları kapsaması.

2024 yılında yıllık enflasyon oranı %1.8 idi. 2025’in ilk 10 ayında ise bu oran sadece %0.3 olarak gerçekleşti. Ödenek için yapılan ücret ayarlamaları nispeten küçüktü, ancak hayat pahalılığı ödeneği sistemi geri getirilmişti.

Hayat pahalılığı ödeneğinden kimler yararlanacak?

Kıbrıs İstatistik Servisi tarafından sağlanan en son (2025’in ikinci çeyreği) verilere göre Kıbrıs’taki toplam çalışan ve işçi sayısı 515,600’dür: Bunların 443,325’i özel sektörde, 72,275’i ise kamu ve daha geniş kamu sektöründe çalışıyor.

Hayat pahalılığı ödeneğinden yararlanacak olanlar ise şunlar:

  1. Kamu ve daha geniş kamu sektöründe çalışanlar: 72,275 kişi.
  2. Sendikaların (SEK, PEO, DEOK, ETYK) sağladığı 2024 yılı verilerine göre, özel sektörde çalışan yaklaşık 100,000 kişi, işverenleriyle toplu iş sözleşmesi kapsamındadır. Toplu iş sözleşmeleri çoğunlukla büyük sanayiler; oteller, limanlar, havalimanları, bankalar ve sağlık hizmetlerini kapsayan sektörler ve inşaat sektöründe yapılıyor.
  3. Kasım ayında yapılan anlaşmaya göre, Ulusal Asgari Ücretten yararlanan 55,000 kişi.

Dolayısıyla, hesaplamalarımıza göre, hayat pahalılığı ödeneğinden yararlananların sayısı tahminen 227,000 kişidir. Bu da toplam çalışanların ve işçilerin yaklaşık %44’ü anlamına geliyor.

Hayat pahalılığı ödeneği anlaşması kapsamında olmayanların tamamı özel sektördedir. Sayıları 288,325 kişidir ve toplam iş gücünün %56’sını ve özel sektörün %65’ini oluşturuyorlar. Bunlar çoğunlukla çalışanlar, serbest meslek sahipleri, küçük ve orta ölçekli girişimciler, zanaatkarlar, yarı zamanlı çalışanlar vb.’dir.

Bu bir reform mu?

Kasım 2025 tarihli hayat pahalılığı anlaşması, felsefesi değişmeyen mevcut bir mekanizmanın yeniden canlandırılmasını içerdiğinden bir reform değil. Ücret ayarlama mekanizması, bazı bireysel değişikliklerle tamamen yeniden yürürlüğe giriyor. Asgari ücret alanların eklenmesine rağmen, özel sektörün önemli bir bölümünü kapsam dışı bırakıyor.

“Daha adil bir gelir dağılımı” sağlıyor mu?

Veriler bunu doğrulamıyor. Çalışanların ve işçilerin belirli bir kısmı (%44) kapsam dahilindeyken, yarısından fazlası (%56) kapsam dahilinde değil. Kapsam dahilinde olmayanlar için ise, hayat pahalılığı ödeneği eşitsizliği daha da artırıyor. Kamu sektöründeki tüm çalışanları (%100) kapsarken, özel sektördeki çalışanların yalnızca %35’ini kapsıyor. Bu durum, mevcut kamu-özel sektör ücret farkında daha da belirgin bir ayrışmaya yol açıyor.

Hayat pahalılığı ödeneğinin hesaplanma şekli adaletsizliği daha da derinleştiriyor çünkü çalışanın maaşını temel alıyor.

Örneğin:

Yüzde 3 enflasyonun olduğu ve hayat pahalılığı ödeneğinin tamamen geri getirildiği bir yılı ele alalım;

2,000 euro brüt maaşı olan bir çalışan, 60 euro artış alacak

5,000 euro brüt maaşı olan bir çalışan ise 150 euro artış alacak.

Hayat pahalılığı ödemesinden önce, bu iki çalışanın maaşları arasındaki fark 3,000 euro iken, ödemeden sonra bu fark 3,090 euroya yükseliyor.

Dolayısıyla, bu düzenleme, hayat pahalılığı ödeneğinden faydalananlar için bile adil değil. Maaşı çok yüksek olan çalışanlar için bu sistem, sadece yaşam maliyeti için yapılan bir düzenleme değil, aynı zamanda çok büyük bir ayrıcalık.

Üst düzey yöneticilere sağlanan ayrıcalık 

Anlaşma, bu adaletsizliği sınırlayacak önlemler içermiyor.

Kıbrıs Ekonomi Derneği Başkanı ekonomist Ioannis Tirkidis, “COLA anlaşmasının, hak sahibi gruplar içindeki yüksek ve düşük ücretliler arasındaki eşitsizliği daha da derinleştirdiğini” savunuyor. Tirkidis, 23 Kasım tarihli Politis gazetesinde yayınlanan bir makalede alternatif olarak hayat pahalılığı ödeneğinin azami bir tutara kadar uygulandığı, gelir tavanı olan bir sistemi savunuyor. Ancak bu model, ilgili taraflar, yani hükümet, ve işveren ve işçi sendikaları arasındaki müzakerelerde kabul görmedi.

Yine yüzde 3 enflasyonun olduğu bir yılı ele alalım. Hayat pahalılığı ödeneği uygulamasının tamamıyla geri getirildiğini varsayalım ve alacakları artışı devlet yetkililerinin brüt maaşları üzerinden hesaplayalım:

Cumhurbaşkanı 5,510 euroluk bir artış alacak (maaşı 183,667 eurodan 189,177 euroya yükselecek).

Bakanlar Kurulu üyeleri 3,572 euroluk bir artış alacak (maaşları 119,088 eurodan 122,660 euroya yükselecek).

Hakimler 3,447 euroluk bir artış alacak (maaşları 114,929 eurodan 118,376 euroya yükselecek).

Cumhurbaşkanı tarafından atanan komisyon üyeleri 3,058 euroluk bir artış alacak (maaşları 101,952 eurodan 105,010 euroya yükselecek).

Milletvekilleri 2,939 euroluk bir artış alacak (maaşları 97,982 eurodan 100,921 euroya yükselecek).

Kamudaki müsteşarlar ve müdürler, brüt maaşları yüksek olduğundan, hayat pahalılığı ödeneğinden de yüksek oranda yararlanıyorlar.

Bu durum, adalet duygusunun pekişmesine, toplumsal uyumun sağlanmasına ve düşük ve orta gelirli sınıfların güçlenmesine katkıda bulunmuyor.

Karar: Yanıltıcı

Hayat pahalılığı ödeneği anlaşması;

Reform değil: Anlaşma, yapısal bir değişiklik getirmek yerine mevcut bir mekanizmayı yeniden canlandırıyor. Kapsamı ve felsefesi, sınırlı bazı değişiklikler dışında aynı kalıyor.

Daha adil bir gelir dağılımı değil: Söz konusu anlaşmadan, kamu sektöründeki çalışanlar (%44), ve özel sektörde çalışanların sınırlı bir kısmı faydalanıyor. Özel sektördeki çalışanlar ve işçiler, yani toplam çalışanların ve işçilerin %56’sı tamamen kapsam dışında kalıyor.

Toplumsal uyuma yardımcı olmuyor: Toplumdaki adaletsizliği pekiştiren hayat pahalılığı ödeneği, maaş ile orantılı olduğundan, yüksek ücretli çalışanlar için daha yüksek, düşük ücretli çalışanlar için ise daha düşük artışlar anlamına geliyor. Bu durum toplumdaki gelir uçurumunu derinleştiriyor ve “toplumsal uyumu” baltalıyor.

Bu proje, Avrupa Medya ve Bilgi Fonu (EMIF) tarafından desteklenmektedir. Avrupa Medya ve Bilgi Fonu tarafından desteklenen herhangi bir içeriğin tek sorumluluğu yazarlara aittir ve EMIF ve Fon Ortakları, Calouste Gulbenkian Vakfı ile Avrupa Üniversite Enstitüsü’nün pozisyonlarını yansıtmayabilir.

Gönderiyi Önizle
Kıbrıslı Türk iş adamının şirketleri kara para aklama şüphesiyle soruşturma altında
Sonraki Gönderi
“Kıbrıs’ın kuzey kesimi”: İngiltere’nin yeni bir politikası mı, yoksa uzun zamandır kullanılan bir terminoloji mi?