Kıbrıs, kuraklıkla başa çıkmak için on yıllardır çalışmalar yürütüyor. Özellikle tarım ve ana su şebekelerinin dışında kalan yerler için vazgeçilmez olan yeraltı su kaynaklarına, barajlar, tuzlu su arıtma tesisleri ve geri dönüştürülmüş atık su sistemleri eklendi.
2025 yılında Sayıştay tarafından yapılan bir incelemeye göre, sulama için kullanılan suyun yüzde 76’sı özel sondaj kuyularından sağlanıyor.
Ancak Kıbrıs’ın bel bağladığı yeraltı su rezervleri halihazırda büyük baskı altında. Sayıştay denetim raporuna göre, Kıbrıs’taki 22 yeraltı suyu kütlesinden 14’ünün durumu kötü. 2016’da yapılan bir önceki değerlendirmede bu sayı 16 idi. Nitrat kirliliği ve deniz suyu girişi, çeşitli akiferleri etkilemeye devam ediyor.
Devlet, akiferleri izliyor. Su Dairesi, denetçilere verdiği bilgide; yeraltı sularına yönelik nicel izleme yaptığını; AB Su Çerçeve Direktifi uyarınca akiferler genelinde ölçüm yapan 86 istasyonu ve buna ek olarak 800’den fazla yerel izleme istasyonu bulunduğunu belirtti.
Ancak izlemede boşluklar var. Denetim raporuna göre, personel yetersizliği nedeniyle bir akiferde 2018’den bu yana iletkenlik ve sıcaklık ölçümleri yapılmamış.
Ancak temel sorun farklı: Kıbrıs Cumhuriyeti akiferlerin durumunu izliyor, ancak bunlardan ne kadar su çekildiğini net bir şekilde bilmiyor.
Bu eksiklik, yeraltı sularının yönetilme biçiminden kaynaklanıyor.
Kıbrıs’ta yeraltı suyu çıkarmaya ilişkin kurallarda bir eksiklik yok. Sondaj kuyusu açma izni, kuyuyu kullanma izninden ayrı veriliyor; su çekme izinleri ise ne kadar suyun, hangi amaçla ve nereden çekilebileceğini ve bu kullanımın nasıl ölçülmesi gerektiğini düzenliyor.
Su Dairesi, su çekme izni verilip verilmeyeceğine karar verirken; ilgili su kütlesinin niteliksel ve niceliksel koşullarını, devletin su politikasını, kamu yararını ve başvuru sahibinin makul ihtiyaçlarını dikkate almakla yükümlü.
2016-2026 yılları arasında mecliste görev yapan ve Kıbrıs Yeşiller Partisi’ne liderlik eden çevre danışmanı Charalambos Theopemptou, Kıbrıs’taki sorunun temelinde yasal düzenleme eksikliğinden ziyade uygulama eksikliklerinin yattığını söylüyor.
Yeraltı sularına ilişkin mevcut yasa, yönetmelik ve kararnamelere dikkat çeken Theopemptou, CIReN’e, “Uygulamadan yoksun bir yasal çerçeve, gerçek bir koruma sağlamaz,” dedi.
Theopemptou, su çekme izinlerini verme sürecinin iyileştiğini belirtti; ancak dairenin denetimleri yürütmek, yasa dışı su çekme faaliyetlerinin üzerine gitmek ve aşırı su çekimini kontrol altına almak için yeterli personele sahip olup olmadığı konusunda şüphelerini dile getirdi.
Su Dairesi’nin denetiminden sorumlu olduğu sistem oldukça kapsamlı ve eski usul ruhsatların yanı sıra, kurumun veri tabanına girilen yeni nesil kayıtları da kapsıyor.
Su Dairesi, Sayıştay’a verdiği bilgide, 2024 yılı itibarıyla Kıbrıs’ta ruhsatlı 137.548 adet sondaj kuyusu bulunduğunu bildirdi. Bunlardan 98.720’si, sondaj kuyusu ruhsatlandırma işlemlerinin bölge makamları tarafından yürütüldüğü 2010 yılından önce ruhsatlandırılmıştı. Geriye kalan 38.828 kuyu ise 2010 yılından itibaren Su Dairesi tarafından ruhsatlandırıldı ve kurumun veri tabanına işlendi.
Eski kayıtlar kaybolmuş değil. İlgili denetimleri yürüten Sayıştay yöneticisi Akis Kikas, CIReN’e, 2010 öncesi açılan sondaj kuyularına ait fiziksel dosyaların ve topografik planların Su Dairesi’nin elinde bulunduğunu söyledi.
Ancak Kikas, bu kayıtların birçoğunun veri tabanına işlenmemiş olmasının, Dairenin denetim yapma kapasitesini sınırladığını ve yetkililerin her bir bölgedeki sondaj kuyuları hakkında anlık, güvenilir ve kapsamlı bilgi edinmelerini engellediğini ifade etti.
Su Dairesi tarafından CIReN’e verilen daha güncel kayıtlar, sistemin veri tabanına işlenmiş olan yeni kuyulara dair güncel bir tablo sunuyor.
31 Mart 2026 tarihi itibarıyla liste, yıllık pompalama limitlerine sahip onaylanmış 46.353 su çekim noktasını içeriyor. Bu sayı, Su Dairesi’nin 2024 yılında bildirdiği 2010 sonrası ruhsatlandırılmış sondaj kuyusu sayısından 7.525 adet fazla. Bu metnin yayımlandığı tarihte Su Dairesi, söz konusu farkın neyi ifade edebileceğine dair CIReN’in açıklama talebine henüz yanıt vermemişti. Fark, 2024 ile Mart 2026 arasında ruhsatlandırılıp sisteme dahil edilen ilave sondaj kuyularını yansıtıyor olabilir.
Söz konusu 46.353 su çekim noktası için toplam limit, yılda yaklaşık 149,4 milyon metreküp.
Ancak 149,4 milyon metreküp, tüketim miktarını göstermiyor.
Sadece izin verilen miktarı gösteriyor. Üstelik, yalnızca CIReN’e sağlanan 2026 tarihli listede yer alan su çekim noktaları için geçerli olan izin miktarını.
Sayıştay, yetersiz izleme nedeniyle Kıbrıs’ın yeraltı suyu kaynaklarından her yıl fiilen çekilen su miktarının doğru bir şekilde hesaplanamadığını tespit etti. Bir akiferdeki yasa dışı sondaj kuyularından aşırı su çekimi yapıldığına dair tahminler olsa da, ruhsatlı kuyular veya diğer akiferler için benzer bir bilgi mevcut değil.
Kikas, bu belirsizliğin üç pratik nedenini sıraladı:
2010 yılı öncesinde açılan tüm sondaj kuyuları veri tabanında yer almıyor ve bunlardan bazılarının hâlâ kullanımda olup olmadığı, ya da ne ölçüde kullanıldığı belirsizliğini koruyor; Su Dairesi, ruhsatlı kuyuların ne kadarının sayaç takma zorunluluğuna uyduğunu bilmiyor. Üstelik sayaç takılmış olsa bile, daire bu sayaçlardaki değerleri sistematik bir şekilde kayıt altına almıyor.
Sonuç olarak, devletin elindeki bilgilerde çarpıcı bir dengesizlik var.
Su Dairesi, daha yeni olan on binlerce su çekim noktası için, kullanıcıların ne kadar su almasına izin verildiğini tespit edebiliyor. Buna karşılık, lisanslı kullanıcıların ülke genelinde fiilen ne kadar su çektiğini aynı hassasiyetle belirleyemiyor.
Ayrıca 2026 yılına ait kayıtlar, su pompalama izinlerinin dağılımının hiç de dengeli olmadığını gösteriyor.
CIReN’e sunulan listedeki 46.353 su çekim noktasından 30.613’ünün (yani yaklaşık yüzde 66’sının) yıllık pompalama izni en fazla 500 metreküp ile sınırlı. Bu noktaların toplamı yaklaşık 6,64 milyon metreküpe, yani listede yer alan toplam izinli hacmin yalnızca yüzde 4,4’üne karşılık geliyor.
Diğer aşırı uçta ise, 30.000 metreküp veya daha fazla su çekme iznine sahip yalnızca 665 nokta var. Bu noktalar, toplamda yaklaşık 101,5 milyon metreküplük bir hacmi, yani listede yer alan tüm izinli su çekiminin neredeyse yüzde 68’ini oluşturuyor.
Grup, en az 10.000 metreküp su çekme iznine sahip olanları da kapsayacak şekilde genişletildiğinde, sayı 1.533 su çekim noktasına —listelenenlerin yaklaşık yüzde 3,3’üne— ulaşıyor. Bu noktalar toplamda yaklaşık 114,5 milyon metreküplük bir hacme, yani toplam izinli hacmin dörtte üçünden fazlasına karşılık geliyor.
Bu yoğunlaşma önemli; zira Su Dairesi kapsamlı denetim ve yaptırım uygulamalarının önündeki engeller olarak, personel yetersizliğinin yanı sıra, sorumlu olduğu sondaj kuyularının sayısını defalarca gerekçe gösterdi.
Theopemptou da benzer bir endişeyi dile getirerek; Su Dairesi’nin bu kadar çok sondaj kuyusunu denetlemek, yasa dışı su çekimi faaliyetlerinin peşine düşmek ve aşırı su çekimini kontrol altında tutmak için yeterli personele sahip olup olmadığını sorguladı.
Bu yazının yayımlandığı tarihte Su Dairesi; en yüksek hacimli su çekim noktası olan 665 noktadan kaçında çalışan sayaç bulunduğuna, 2025 yılı içinde bunlardan kaçının denetlendiğine veya kaçı için doğrulanmış yıllık su çekim verilerine sahip olduğuna dair CIReN’e herhangi bir veri sunmamıştı.
Theopemptou, izleme ve denetim faaliyetlerinde yüksek riskli bölgelere öncelik verilmesi ve bu sürecin yeterli personel ve ölçüm ekipmanıyla desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Sayıştay yetkilisi de risk odaklı bir yaklaşımı destekliyor. Yetkili, denetim kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle, çabaların öncelikle en büyük yetkili tüketicilerin yanı sıra limitleri tekrar tekrar ihlal ettiği tespit edilen veya sayaçları arızalı olan kullanıcılara odaklanması gerektiğini belirtti.
Ayrıca, Su Dairesi’nin, su çekimini uzaktan ve sistematik bir şekilde izlemesine olanak tanıyacak şekilde, yüksek hacimli kullanıcılar ve kural ihlalini tekrarlayanlar için akıllı sayaç kullanımının değerlendirilmesini önerdi.
Su Dairesi ne kadar su çıkarıldığını bildiğinde…
Meselenin ciddiyeti, Su Dairesi’nin ne kadar su çıkarıldığına dair bilgiye sahip olduğu bir örnekle ortaya çıkıyor. Limasol bölgesindeki Monagroulli köyündeki iki şirket, 2015 yılından beri beş ruhsatlı sondaj kuyusundan, izinlerinde belirtilen miktarın çok üzerinde yeraltı suyu çekiyordu. Yapılan bu pompalama işlemi, yakındaki bir köyün su ihtiyacını karşılayan kuyular da dahil olmak üzere, komşu kuyuların verimini düşürüyor ve bölgedeki yeraltı suyu havzasını riske atıyordu.
Su Dairesi’nin talebi üzerine 2017’de söz konusu şirket tarafından hazırlanan bir hidrolojik çalışma, bu kuyulardan üçü aracılığıyla yıllık 100.000 metreküpten fazla su çekilmesinin yeraltı suyu havzasını tehlikeye atacağı sonucuna vardı. Bunun üzerine Su Dairesi, söz konusu üç kuyu için toplamda yıllık 100.000 metreküplük bir üst sınır getirdi.
Denetçiler tarafından kayıt altına alınan sonraki tüm dönemlerde, bu belirlenen üst sınır aşıldı.
Beş sondaj kuyusunun tamamında, yıllık aşırı su çekimi miktarı 107.293 metreküpe ulaştı.
Su Dairesi’nin elinde sondaj kuyularına ait sayaç okuma verileri mevcuttu. Müfettişler, Mayıs 2020’de bir sayacın bozuk olduğunu tespit etti. Sayaç, değiştirildikten sonraki iki gün içinde 461 metreküplük kullanım kaydetti; Sayıştay, bu durumun yüksek pompalama hızlarına işaret ettiği uyarısında bulundu.
Buna karşın, yaptırım tutarsızdı.
Su Dairesi, şirketlerden birine karşı, izin verilen su çekme miktarını defalarca aştığı dönemlerin yalnızca bir kısmı için yasal işlem başlattı. Belgelenmiş aşırı su çekme eylemi nedeniyle diğer şirket hakkında ise herhangi bir işlem talebinde bulunmadı.
Söz konusu ilk şirkete Nisan 2021’de 400 euro, Eylül 2023’te ise 2.000 euro para cezası kesildi.
Denetçiler, ikinci kararda şirketin daha önce bir mahkumiyetinin bulunmamasının ve kurallara uymuş olmasının hafifletici neden olarak dikkate alındığını tespit etti; oysa şirket daha önce de suçlu bulunmuştu ve aşırı su çekme işlemi devam ediyordu. Rapora göre Su Dairesi, karar verilmeden önce bu gerçekleri mahkemenin dikkatine sunmadı.
Kikas, daha önceki bir denetimde, şirketin bazı durumlarda izin verilen maksimum miktarın 26 katına kadar su çektiğinin tespit edildiğini belirtti.
Kikas, Su Dairesi’nin yasal yollara başvurmadan önce yaklaşık iki yıl beklediğini ve sonrasında bu işlemleri askıya aldığını belirtti. Su Dairesi, konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı.
İlk denetimden beş yıl sonra yapılan takip çalışmasında; aşırı su çekimi, yetersiz denetim ve yaptırım uygulaması, yenilenmemiş izinlerle faaliyet gösteren sondaj kuyuları ve yaklaşık 90.000 euro tutarında faturalandırılmamış ücretler tespit edildi.
Kikas, bu durumu Su Dairesi’nin tekrarlanan kural ihlallerini caydırıcı nitelikte etkili önlemler alamaması olarak nitelendirdi.
Kendisinin de eklediği üzere denetim, şirket lehine siyasi müdahale veya baskıya işaret eden herhangi bir kanıt ortaya çıkarmadı.
Theopemptou’ya göre, “Bir yasa uygulanmadığı takdirde, yüksek cezalar ve para cezaları caydırıcı nitelik taşımaz.”
Su Dairesi, Sayıştay’a verdiği daha kapsamlı yanıtta; denetimlerin doğası gereği zayıf yönlere odaklandığını ancak buna neden olan faktörleri her zaman ortaya koymadığını savundu.
Su Dairesi, yıllardır süregelen ciddi personel yetersizliğine dikkat çekerek, 2023 ile 2025 yılları arasında 54 ilave çalışanın istihdam edildiğini ve buna ek olarak prosedürleri iyileştirmeye yönelik değişikliklerin hayata geçirildiğini belirtti.
Kullanıcıların ne kadar su pompalamasına izin verilmeli?
Sorun, kullanıcıların limitlere uyup uymaması ile sınırlı değil.
2019 yılında Sayıştay tarafından yapılan bir araştırma, bir başka soruyu da gündeme getirdi: İzin verilen miktar nasıl belirleniyor?
Sayıştay, Limasol bölgesindeki iki köydeki vakaları temsili olarak ele almanın doğru olmayacağını belirtti. Her iki vakanın da şikayetler üzerine incelendiğini ve bunlardan genel bir sorun çıkarmanın sağlıklı olmayacağını söyledi.
Bununla birlikte, Su Dairesi’nin sayaç okumalarını kaydetmek ve su çekme limitlerinin ihlalini tespit etmek için uyguladığı daha geniş kapsamlı sondaj inceleme programını “çok sınırlı” olarak nitelendirdi.
Limasol’a bağlı Agios Theodoros Agrou köyünde denetçiler; Su Dairesi’nin 2011 ve 2012 yıllarında yeraltı suyu çalışmaları ve su çekme izinlerini neye göre verdiklerini veya bu izinleri yenileme ve tadil etme kararlarını destekleyen herhangi bir kayıt bulamadılar.
Denetçiler, söz konusu Su Dairesi kararlarının hiçbiri için dairenin; su kütlesinin nitel ve nicel durumunu, devletin su politikasını, daha geniş kapsamlı kamu yararını veya başvuru sahibinin makul ihtiyaçlarını dikkate aldığına dair bir bulguya ulaşamadı. Ayrıca; doğrudan etkilenen bölgeyi, mevcut su haklarına veya doğal akışlara verilebilecek olası zararları, Agros bölgesini de kapsayan Troodos yeraltı suyu kütlesinin durumunu, akifer izleme ölçümlerini veya yakınlardaki benzer su çekme izinlerini değerlendiren herhangi bir Su Dairesi çalışmasının varlığını da teyit edemediler.
Şubat 2018’de, izin verilen yıllık su çekim miktarı 15.000 metreküpten 40.000 metreküpe çıkarıldı.
Su Dairesi, başvuru sahibi tarafından hazırlatılan ve sunulan hidrolojik çalışmayı esas aldı; ancak denetçiler, dairenin bu çalışmayı nasıl değerlendirdiğini gösteren herhangi bir belgeye rastlamadı.
Su Dairesi, herhangi bir teknik değerlendirme yapılmadığı yönündeki imaya itiraz etti. Kurum; özel bir çalışma yürütüldüğünü, sayaç ve yeraltı suyu seviyesi ölçümlerinin iki ayda bir alındığını ve kararların mevcut nicel analizlere ve teknik bilgilere dayandırıldığını belirtti.
Daire, sorunun aslında yetkililerin değerlendirmelerini belgeleyen materyallerin tek, belirgin ve kolay erişilebilir bir yerde toplanmamış olmasından kaynaklanmış olabileceğini ifade etti.
Yeraltı suyunun fiyatı
Kıbrıs’ın yeraltı suyu kullanımını sınırlamak için tasarlanmış başka bir mekanizması daha var: para.
2017’de uygulamaya konulan çevre ve kaynak ücretleri, sadece gelir elde etmek için değil, aynı zamanda çevresel zararı ve su kaynaklarının yenilenebileceğinden daha hızlı tükenmesiyle ilişkili fırsat maliyetini de hesaba katmak için tasarlandı.
AB Su Çerçeve Direktifi’nin 9. maddesi, su fiyatlandırma politikalarının, çevre ve kaynak maliyetleri de dahil olmak üzere su hizmeti maliyetlerinin geri kazanımını dikkate almasını gerektiriyor.
Ancak Sayıştay, düzenlemelerin yürürlüğe girmesinden neredeyse dokuz yıl sonra bile, Su Dairesi’nin tüm özel sondaj kuyularından yapılan su çekimini hâlâ faturalandırmadığını tespit etti.
Denetçiler, eksik uygulama nedeniyle, ücretlerin aşırı su çekimine karşı caydırıcı bir unsur olmasını ve Su Dairesi’nin ücretlerin gerçekten verimli su kullanımını teşvik edip etmediğini değerlendirmesini engellediğini söyledi.
Su Dairesi, özel sondaj kuyusu kullanıcılarından, düzenlemelerin yürürlüğe girmesinden üç yıl sonra, 2020’de çevre ve kaynak ücretleri talep edilmeye başlandığını söylüyor. Ayrıca, ücretlerin, çekilen miktarlara göre, daha yüksek ücretler kategorisindeki kullanıcılara öncelik verilerek aşamalı olarak başlatıldığı belirtti.
Eksik ücretlendirmenin sonuçları teorik değil.
Sayıştay tarafından incelenen bir başka vakada, Su Dairesi, bir şirkete kendi sondaj kuyularından çektiği yeraltı suyu için çevre ve kaynak kullanım ücretlerini faturalandırmadı. Sayıştay, olası aşırı tüketim ücretleri hesaba katılmaksızın, 2017-2023 dönemine ait ödenmemiş fatura tutarını yaklaşık 90.000 euro olarak tahmin etti.
Denetçiler ayrıca, devlet su projelerinden su sağlayan çiftçiler ile kendi sondaj kuyularından su çekenler arasında belirgin bir eşitsizlik tespit etti.
Kıbrıs’ta, kullanıcılara, su projesi kapsamında kendilerine tahsis edilmiş onaylı miktarı aşmaları durumunda, aşırı tüketim ücreti uygulanıyor. Ancak, özel bir sondaj kuyusundan izin verilen miktarın aşılması halinde buna karşılık gelen bir “aşırı su çekimi” ücreti bulunmuyor.
Sayıştay yetkilisi, söz konusu farkın, aşırı su çekimini kontrol altına almaya yarayan ekonomik bir aracı ortadan kaldırdığını ve tüketiciler arasında eşitsiz bir muameleye yol açtığını belirtti.
Periyodik inceleme garantisi olmayan izinler
Sistemde bir başka zayıflık daha var: Usülüne uygun verilmiş bir su çekme limiti bile yasal olarak garantili periyodik bir incelemeye tabi tutulmadı.
Sayıştay yetkilisi, mevcut yasal çerçevenin Su Dairesi’ne zaten önemli araçlar sağladığını ve denetçiler tarafından tespit edilen zayıflıkların çoğunun uygulama ile ilgili olduğunu söyledi.
Bununla birlikte, özel sondaj kuyuları için aşırı su çekme ücreti getirebileceğini belirtti.
Kasım 2024’te Avrupa Komisyonu, ulusal mevzuatın Su Çerçeve Direktifi uyarınca su izinlerinin periyodik olarak gözden geçirilmesini zorunlu kılmaması nedeniyle Kıbrıs Cumuhuriyeti’ne karşı ihlal prosedürü başlattı.
Bunun üzerine Kıbrıs Cumhuriyeti, mevzuatının değiştirilmesi gerektiğini kabul etti. Söz konusu değişiklik henüz kabul edilmemişken, Komisyon, Aralık 2025’te gerekçeli bir görüş yayımladı.
Komisyon, yetkili makamların izinler de dahil olmak üzere, kontrol mekanizmalarının hedeflerine ulaşmaya devam edip etmediğini belirleyebilmeleri ve gerektiğinde bunları güncelleyebilmeleri için periyodik incelemenin gerekli olduğunu belirtti.
Theopemptou, zorunlu periyodik incelemeyi “hayati önemde” buluyor ve aşırı su çekiminin deniz suyu girişine yol açtığı durumlarda, mevcut yağış koşullarının hasarı kalıcı hale getirebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.
Su Dairesi, CIReN’e yaptığı açıklamada, önerilen mevzuatın, su çekim kaydı ve daha güçlü izleme ve uygulama hükümleriyle birlikte, her 12 yılda bir inceleme yapılmasını öngördüğünü belirtti.
Değişiklik tasarısı şu anda Meclis’te görüşülüyor.
Hükümet, 6 Nisan 2026’da tasarıyı, entegre ve sürdürülebilir su yönetimi çerçevesini güçlendirmek ve güncellemek amacıyla sunmuştu. Tasarı halen beklemede.
Söz konusu teklif ayrıca, Kıbrıs’ın ulusal mevzuatının Su Çerçeve Direktifi’nin 11. Maddesi ile uyumlu hale getirilmesini ve su çekimi ile su depolama kontrollerinin düzenli olarak gözden geçirilmesini sağlamayı amaçlıyor.
Önerilen yasa tasarısı sistemi güçlendirebilir; ancak mevcut kayıtların ortaya koyduğu temel eksikliği gidermeyecek: Kıbrıs, kullanıcıların ne kadar su pompalamasına izin verildiğini büyük bir hassasiyetle belirleyebilse de, bu kullanıcıların fiilen ne kadar su çektiğini hâlâ güvenilir bir şekilde belirleyemiyor.
Kapsamlı sayaç verileri, sistematik okumalar ve etkin bir denetim mekanizması olmaksızın devlet, en fazla baskı altındaki doğal kaynaklarından birini – yani suyu – kullanım yoğunluğuna dair tam bir fikre sahip olmadan yönetmeye devam ediyor.
Bu makale, Journalismfund Europe’un desteğiyle hazırlanmıştır.
